Abuja, Nijerya

Nijerya'daki Türk Taş Ocakları Kural Tanımıyor

Nijerya’da Türklere ait taş ocaklarının yakınında yaşayan halk bitmek bilmeyen patlamalar, her an düşebilecek kaya parçaları ve nefes aldırmayan bir toz içinde yaşam mücadelesi veriyor.

By Justice Nwafor⁩, ⁨Christine Ro⁩, Cemre Demircioğlu, Craig Shaw
04 September 2025

Dorathy Ushiya, Nijerya'nın başkenti Abuja'nın dışındaki küçük bir kasaba olan Dutse Bmuko'daki tek odalı evinin verandasında oturuyordu. Tarih 24 Eylül 2024 öğlen saatleriydi. Yanında yoldan geçenlere sattığı yer elması ile yapılan yerel bir içecek olan ev yapımı kunun aya şişeleri vardı. Bir yandan komşusuyla sohbet ederken bir yandan da müşterileri kaçırmamak için yola göz kulak oluyordu. Yapacağı birkaç satış bile o gün iki yaşındaki kızını besleyebilmesi için çok önemliydi.

Sonra şiddetli bir patlama oldu. Etrafa saçılan taşlar yüzüne ve gözlerine çarptı. Acı içinde yere yığılan Ushiya’nın gözleri görmüyordu. Komşusu tarafından kliniğe götürüldü ancak yaraları orada tedavi edilemeyecek kadar ağırdı ve bir uzmana sevk edilmesi gerekti. Çalışamıyordu, bir hafta boyunca her gün ilaç almak için kliniğe gitmek zorunda kaldı. Gözleri aylarca kızarık ve ağrılı kaldı.

"Neredeyse gözlerimi kaybediyordum," diyor Ushiya.

Ancak bu patlama ona sadece fiziksel bir zarar vermekle kalmadı. Evlerin üzerine yağan taş ve moloz Ushiya ve komşusunun çatısında hasara da yol açtı. Ushiya patlama gününü "O gün birçok kişi canını kurtarmak için koşarak kaçmaya çalıştı, kaçamayanlar ise taşlar etrafa saçılırken yola uzanarak siper aldı," diye anlatıyor.

Patlama, köyden sadece birkaç yüz metre uzaklıktaki İstanbul Concrete (İstanbul Beton) adlı bir şirketin işlettiği granit ocağında yaşanmıştı. Ushiya şikayette bulunduktan sonra, şirket tıbbi masraflarını karşılamayı ve 20 bin Naira (400 Türk lirasından biraz fazla) tazminat ödemeyi kabul etti. Bu miktar ne kaybettiği gelirini, ne de evinin onarım masraflarını karşılamaya yetiyordu.

Taş ocağında yaşanan patlamadan bahçeye uçan bir kaya parçası.

Abuja'daki evinde Dorathy Ushiya.

Yaşanan bu tehlikeli patlama münferit bir olay değildi. Dutse Bmuko'daki birçok sakin, 2023 yılında bir patlamada 50 kilogramlık bir kaya parçasının hamile bir kadının evine, doğrudan yatağın üzerine düştüğünü anlattı. Neyse ki kadın o sırada yatakta değildi.

Dutse Bmuko, Nijerya’da taş ocaklarının gölgesinde kalan tek kasaba değil. Abuja'nın birkaç kilometre kuzeybatısında, Kubwa'da başka bir granit ocağı bulunuyor. Üçüncüsü ise 250 km kuzeyde, Kaduna şehrine bir saat uzaklıktaki Zagina'da yer alıyor. Bu iki taş ocağı Zeberced Limited adlı şirkete ait. Dutse Bmuko’daki ise kağıt üstünde Chief Cornerstone Investments şirketine ait gözükse de İstanbul Concrete tarafından işletiliyor.

Üç taş ocağı da kırsal yerleşimlere çok yakın bir mesafede bulunuyor. Bu yıl bölgeyi ziyaret ettiğimizde taş ocaklarının bulunduğu kasaba sakinlerinin ve işçilerin ardı ardına patlamalardan kaynaklanan bir toz bulutu içinde, sağlık ve güvenliklerini tehlikede olduğu bir ihmal döngüsü içinde yaşadıklarını gördük.

Taş ocaklarını işleten her iki şirket de yaklaşık yirmi yıl önce Türkiye’den Nijerya’ya yerleşen Kurt ailesine ait. 2000’lerin başında Nijerya pazarına giren aile, mobilya, inşaat, enerji, madencilik gibi çeşitli sektörlere elini uzatmış durumda. Şirketin bu girişimleri Nijerya’da ardı ardına gelen iktidarlar ve hatta İngiltere hükümeti tarafından da destek gördü. Bulgularımıza göre, Kurt ailesinin başarılarında Nijerya'da yıllardır güçlü bir varlığı olan Gülen hareketiyle olan bağlantıları da etkili olmuş olabilir gibi gözüküyor.

Taş ocaklarından etkilenen yerel halkın yaşadıkları, bu uluslararası şirketlerin sahip olduğu zenginlikten çok daha farklı. Taş ocakları sahiplerine yılda milyonlarca dolar kâr sağlarken, etrafında yaşayanları patlama gürültüsü, toz ve moloz içinde bir yaşama zorluyor.

TAŞ OCAĞININ KIYISINDA YAŞAM

Dutse Bmuko, çoğunluğu yoksul sakinlerden oluşan küçük bir yerleşim alanı. Konuştuğumuz kasaba sakinleri birkaç yıl öncesine kadar elektrikleri dahi olmadığını söylüyor. Bugün bile kasabayı Dutse bölgesine bağlayan yol bakımsız; asfaltlanmamış ve drenajı yok. Şebeke sistemi olmayan kasabada sakinler su ihtiyaçları için kişisel sondaj kuyularına ve yağmur suyuna başvuruyor.

İstanbul Concrete’in bölgedeki faaliyeti, toplanan yağmur suyunu bile içilemez hale getirmiş. Patlamalar ve makinelerden çıkan toz, etraftaki her şeyi kalın bir tabaka şeklinde kaplamış durumda. Asfalt olmayan yolda yer yer çöküntüler var. Oysa ki her gün düzinelerce kamyon, bu yolları onarabilecek malzeme olan kırma taşı taş ocağından alıcılara taşıyor. Kamyonlar yolları tıkayarak sakinlerin okullara ve pazara erişimini engelliyor. 2018'de yaşanan bir trafik kazasında Zeberced’e ait bir kamyonun şoförü, Abuja yolunda bir kadını öldürmüş ve kefaletle serbest bırakıldıktan iki yıl sonra "dikkatsiz sürüş ve adam öldürme" suçlamasıyla yargılanmıştı.

Bölge sakini Juliet Ugwu, “Taş ocağının yakınında yaşayanlar her sabah işe giderken yanlarına maske almayı asla ihmal etmiyorlar.” diyor. Ugwu, yoğun tozdan kaynaklanan lekeler sebebiyle beyaz kıyafet giymeyi bırakmış. Herkes günün herhangi bir saatinde taş ocağında meydana gelebilecek patlama ihtimaliyle yaşıyor.

Ushiya'nın komşusu Audu Sulaiman, yasalara göre şirketin patlama yapmadan 48 saat önce yerel halka bildirim yapılmasını gerektirmesine rağmen, şirketin bunu her seferinde yapmadığını söylüyor. Bu sürekli öngörülemezlik sebebiyle kasaba her an diken üstünde.

Sulaiman, gece yarısı yaşanan patlamalar sebebiyle yatağından kaç defa sıçradığını sayamadığını söylüyor. Uykusuz geçen geceler, tozun aile bireylerinin sağlığına verdiği zararları düşündükçe kaygı dolu günlere dönüşüyor. Sulaiman’ın çocukları solunum sorunları, burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve öksürük nöbetleri gibi rahatsızlıklar yaşıyor. Sıcak günlerde biraz hava almak için pencereleri açmanın sonuçlarını tartmak durumunda kalıyorlar. Rüzgarlı günlerde ise evlerinin dışında oturmak isterlerse maske takmak zorunda olduklarını söyleyen Sulaiman, "Evin verandasında oturup yemek yiyelim dediğinizde, toz size izin vermez" diyor.

Abuja yakınlarındaki bir kasaba olan Kubwa'da ise Zeberced'e ait, Batı Afrika'nın en büyüğü olduğu söylenen taş ocağı bulunuyor. Devasa boyutta olan ve hala büyümeye devam eden bu taş ocağı, bulunduğu tepe silsilesinde üç milyon metrekareden fazla bir alanı oydu. Patlamalar yeri sarsıyor, iş makineleri durmak bilmeksizin çalışıyor. Her patlamada bir taş yağmuru havada uçarak taş ocağının yanıbaşındaki evlere çarpıyor.

Zeberced'in ikinci taş ocağı, 250 km kuzeydeki Kaduna yakınlarındaki Farakwai'de bulunuyor. Burada da benzer bir durumla karşılaşıyoruz. Zeberced'in taş yüklü kamyonlarının sürekli gürültüsü olmasa, Farakwai sakin bir kasaba olabilirdi. Kamyonlar, taş ocağını yakınlardaki Zagina ve Tudun-Kaya köylerine bağlayan asfaltlanmamış yolda gürültüyle ilerliyor. Şirket, ağır makinelerle durmaksızın kaya patlatma ve taş öğütme faaliyetleri yürütüyor ve bu makineler aynı zamanda iki asfalt fabrikasına da hizmet veriyor. Kamyonlardan çıkan toz bulutları, çoğu çamurdan yapılmış, patlamalardan dolayı duvarları çatlak dolu olan evlere ve birkaç yüz metre uzaklıktaki çocuk parkına kadar ulaşıyor. Her patlamada çocuklar koşarak evlerine giriyor.

Map for the quarries

KURT AİLESİNİN NİJERYA'DAKİ YÜKSELİŞİ

Zeberced Limited, 2007 yılında Adil Aydın Kurt ve Cemal Kurt tarafından Nijerya, Abuja’da kuruldu. 55 yaşındaki Adil Aydın Kurt, şirketin kamuoyundaki yüzü. Birleşik Krallık ile bağının yanı sıra Karayipler’in vergi cenneti Antigua ve Barbuda’dan aldığı ikinci bir vatandaşlığı da var.

2023 yılında verdiği bir röportajda Adil Aydın Kurt, kendisini 2007 yılındaki küresel ekonomik krizin başında ticaret yapmak için yeni bir ülke aramaya başlayan, kendi kendini yetiştirmiş bir iş adamı olarak tanıtıyor. İlk olarak Kazakistan ve Özbekistan'ı gözden geçirdiğini, ancak bu yerlerin "zaten işgal edildiğini" fark ettiğini söylüyor.

Abuja'ya geldiğinde şehrin "gelişmekte ve iyi organize edilmiş" olduğunu ve Zeberced'in yolun başında "bir mango ağacının altına yerleştirilmiş konteynırda faaliyet gösteren küçük bir taş kırma şirketi" olduğunu, ancak şimdi Batı Afrika'nın en büyük taş ocaklarından birine sahip olduğunu gururla anlatıyor.

Ailenin Nijerya dışındaki iş geçmişi veya bu çapta bir uluslararası genişlemeyi haklı çıkaracak servet kaynağı hakkında çok az şey biliniyor. Fakat 2011 yılına gelindiğinde şirketin kaderi değişmeye başlıyor. O yıl, Nijerya devlet başkanı Goodluck Jonathan'ın Türkiye'ye yaptığı ziyaret sırasında heyete eşlik eden Kurt, yetkilileri organize sanayi bölgelerine götürdüğünü söylüyor: "Fırsat bulursak, Nijerya'da bu tür [endüstriyel] bir proje yapacağımızı söyledik," diyor.

Bu gezinin ardından Adil Aydın Kurt, üst düzey Nijeryalı yetkililerin de desteğini alan, 144 milyon dolarlık bir proje olan Abuja Endüstri Parkı için 250 hektarlık arazi satın aldı. Aynı röportajda, "Gerçekten de [bu geziden] sonra harekete geçtiler ve bize Idu civarında 250 hektarlık arazi verdiler," diyor.

İnşaat sektöründe de faaliyet gösteren şirket, aynı yıl Abuja'da yeni Türk büyükelçiliğini inşa etmek için de sözleşme imzaladı.

Türkiye’nin Sahraaltı Afrika'daki etkisini genişletmeye hevesli olduğu bu yıllarda Abuja’daki en öne çıkan Türk ağlarından biri Gülen hareketiydi. Örgütün Nijerya'daki varlığı, 1990'ların sonunda Abuja'da Nijerya-Türk Uluslararası Koleji'nin kurulmasıyla başladı. Etkileri hızla yayıldı, okullar, yurtlar ve hastaneler açtılar. Nijerya ve Türkiye İşadamları ve Yatırımcıları Derneği (ABINAT) gibi ticaret birlikler kurdular. Örgüt yıllar boyunca Kimse Yok mu Derneği üzerinden Afrika ülkelerinde su kuyusu açtırmak ve Kurban Bayramı’nda ihtiyaç sahipleri için kurban yardımı adı altında bağış topladı. Sonra bu yardımların büyük bir kısmının yerine ulaşmadığı, organizasyona aktarıldığı iddia edildi.

Günümüzde örgüt, yurtdışındaki faaliyetlerini durdurmuş değil. Örneğin ABD merkezli hayır kurumu Embrace Relief, Fethullah Gülen’in anısına Afrika’da açılacağı söylenen su kuyuları için bağış toplamaya devam etmekte.

Abuja yaşamına sıkı sıkıya entegre olan örgütün varlığı, 2010 sonrasında Türkiye'nin ticaret ve diplomasiyi geliştirme çabaları sırasında, ülkenin yumuşak gücünün bir aracı haline geldi. O zamandan bu yana Nijerya, Türkiye'nin Sahraaltı Afrika'daki en büyük ikinci ticaret ortağı haline geldi.

2016’daki darbe girişimi sonrasında AKP yönetiminin yurt içindeki Fethullahçı yapıları dağıtmasının ardından hükümet, örgütün yurt dışındaki okullarını hedef aldı. Nijerya'daki Gülen okulların adı değiştirilmiş olsa da (Nijerya-Türk Uluslararası Koleji, Nijerya Tulip Uluslararası Koleji oldu), örgüt ülkedeki varlığını sürdürüyor. Bu yılın temmuz ayında Nijerya hükümeti, Ankara'nın Nijerya'daki Fethullahçıları terörist ilan edip faaliyetlerini durdurma yönündeki çağrılarına direndi.

Kurt ailesi ile Gülen hareketi arasında somut veya açıkça kabul ettikleri bir bağ bulunmamakla birlikte, yakınlık ve sempati belirtileri mevcut. Zeberced'in İngiltere'deki şirketlerinde yöneticilerinden biri olan Adil Aydın Kurt’un eşi Özlem Kurt’un sosyal medya hesaplarından uzun yıllar boyunca (AKP-Gülen çatışması başladıktan sonra dahi) hareketin açık bir destekçisi olduğu anlaşılıyor. Çiftin kızları Abuja'daki Nijerya-Türk Uluslararası Koleji’nde eğitim görmüş. Aynı zamanda Zeberced, 2016 yılında Abuja'da örgüte ait Nijerya-Türkiye Nil Üniversitesi'nde organize edilen bir konferansa yine Gülen bağlantılı yapıların yanında sponsor olmuş. Konferansın partnerleri arasında örgütün Türkiye’de faaliyet gösteren okulları Fatih Üniversitesi, Melikşah Üniversitesi ve Turgut Özal Üniversitesi de bulunmakta.

Kurt ailesi, bu çalkantılı dönemde Nijerya'daki varlığını başarıyla sürdürdü. Adil Aydın Kurt, Zeberced'i inşaat, mobilya ve İstanbul Concrete dahil diğer işletmeleri kapsayan bir "konglomerat" olarak tanımlıyor. 2018 ve 2021'de Birleşik Krallık'ta birden fazla şirket açan grubun websitesinde bu şirketler "İngiliz sermaye şirketleri Emet International LTD ve Myria Global LTD'nin sahipliği ile Nijerya'daki İngiliz varlığını gururla simgeleyen" olarak ifade ediliyor.

Yine websitesinde holding şirketleri Emet International (Zeberced ve Zeberced Construction) ve Myria Global (Abuja Industrial Park ve Imperium Sustainable Energy Solutions) "İngiltere hükümetinin, özellikle İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinin desteğiyle Nijerya ve Afrika'nın diğer bölgelerindeki faaliyetlerin hızlanması nedeniyle" kurulduğu ifade ediliyor.

2018’de yine ailenin Birleşik Krallık’ta kurduğu Kurt Brothers Limited’in faaliyetleri ise belirsizliğini koruyor. İngiltere ve Nijerya’daki şirketlerde çeşitli pozisyonlarda aile üyeleri Zafer, Ercan ve Cansu Kurt gibi isimler de yer alıyor.

Zeberced ile birlikte iş yapan bir başka Türk aile de Gündoğdu ailesi. Fatih Üniversitesi'nde okumuş Yusuf Gündoğdu ve avukat kardeşi Yakup Gündoğdu, grubun mobilya şirketleri Zeb Decor ve Zeberced Furniture'ın yönetici pozisyonunda.

Yakup Gündoğdu kısa süre önce Nijeryalı petrol milyarderi Mohammed Indimi'nin kızı Meram Indimi ile evlendi. Bu evlilik, ailenin Nijerya'nın siyasi ve iş dünyasındaki elit kesimiyle olan bağlarının derinleştiğini gösteriyor. Meram İndimi, geçtiğimiz yıl Zeberced’in dev projesi Abuja Endüstri Parkı'nın inşaat sahasında dolaşırken çekilmiş bir videonun arka planında, eşinin iş ahlakını öven bir video yayınladı.

Adil Aydın and the vice president2

Soldan sağa: Embrace Relief Vakfı’nın Fethullah Gülen’in Afrika’daki faaliyetlerini tanıtımı; Yusuf Gündoğdu ile Meram Indimi’nin düğün fotoğrafı; Cemal Kurt, Adil Aydın Kurt ve Nijerya Cumhurbaşkanı Yardımcısı Kashim Shettima.

Adil Aydın Kurt, şirketlerinin hiçbir zaman devlet ihalelerine bağımlı olmadıklarını ısrarla vurgulasa da, şu anda Nijeryalı yetkililer ve Birleşik Krallık'tan üst düzey siyasi destek ve cömert vergi indirimlerinden yararlanıyorlar. Geçen yıl Kurt, Nijerya Başkan Yardımcısı Kashim Shettima ile bir araya geldi. Shettima, "Zeberced'in altyapı ve istihdam yaratma konusundaki katkılarını” övdü ve Abuja Endüstri Parkı aracılığıyla "40 bin kişiye istihdam" yaratma planlarını duyurdu. (Adil Aydin Kurt, Abuja Endüstriyel Parkı için bıraktığı Google yorumunda kendi projesini "fantastik bir proje" olarak nitelendirdi.)

Ancak Facebook gönderisine yapılan yorumlarda, bazı Nijeryalılar Zeberced'in taş ocaklarının bölgedeki olumsuz etkilerinden şikayet ederek, hasarlı yollar, toz ve mağdur olan sakinleri örnek gösterdi. Yorumlardan biri şuydu: "Tüm samimiyetimle söylüyorum, bu şirketin cezalandırılması gerekiyor."

Bir diğeri ise "Patlatma işlemi korkunç bir şekilde yapılıyor" dedi. "Hükümet lütfen bize yardım etsin."

Shettima’nın X hesabında görüşme ile ilgili yapılan paylaşımın ardından bir kullanıcı şu şekilde yanıt verdi: ‘Size her ne söyledilerse hepsi yalan efendim, çünkü onlar burada yaşayan Nijeryalıların hayatlarını mahvediyorlar; istedikleri zaman dinamit kullanarak patlatmalar yapıyor, evleri çatlatıyorlar, ev sahibi topluluğa hiçbir faydaları olmadı, sizden bir heyet göndermeniz için dua ediyorum.”

2024 yılında, şu anda Muhafazakar Parti'nin lideri olan İngiltere Ticaret Bakanı Kemi Badenoch, Zeberced'in Abuja Endüstri Parkı'nın temel atma törenine katıldı. Bu tören, Nijerya ve İngiltere arasında Gelişmiş Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşmasının imzalanmasını simgeliyordu. Abuja Endüstri Parkı'nın maliyeti 144 milyon dolar, ancak finansmanın tam olarak nereden sağlandığı bilinmiyor. İngiltere Ticaret Bakanlığı bize verdiği yanıtta "Abuja Endüstri Parkı'na yatırımla ilgili görüşmelerde bulunmadığını" belirtti.

Zeberced'in finansmanı kamuya açık değil. Şirket bu bilgileri bizimle paylaşmayı reddetti. Ancak geçen yıl, yerel bir topluluk olan Abuja Community hem Zeberced'in hem de İstanbul Concrete'in faaliyetlerini inceledi, her birinin günlük ne kadar maden çıkardığını hesapladı ve bu şirketlerin günde 12 bin ila 20 bin ton granit ürettiğini ve bunun da günde 47 bin dolar ile 78 bin dolar arasında gelir sağladığını belirledi.

Extractive Industries Transparency Initiative'e göre, 2023 yılında Zeberced, vergi, lisans ve telif hakları için 6.6 milyon dolar ödedi. Bu rakamlar doğruysa, söz konusu üç maden on milyonlarca dolar gelir ve milyonlarca dolar kâr elde etti. Bu tür rakamlar yabancı şirketlerin ev sahibi topluluklara verdiği zararın yanında nasıl büyük bir servet elde ettiğine dair bir fikir veriyor.

TANINMAYAN YASALAR, BOŞA ÇIKAN VAATLER

Nijerya’nın 2013 tarihli Ulusal Çevre (Taş Ocağı ve Patlatma İşlemleri) Yönetmelikleri Yasası, yerleşim veya ticaret alanlarının üç kilometre yakınında taş ocağı işletmeciliğini ve patlatma yapılmasını yasaklıyor. Şirkete bunu sorduğumuzda "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) onaylandığında ve faaliyetler başladığında, sahanın dış sınırının 3 kilometre yakınında hiçbir yerleşim yapısı bulunmuyordu" şeklinde cevap aldık. Drone görüntüleri, hem Zeberced'in Kubwa taş ocağının hem de İstanbul'un Dutse Bmuko taş ocağının konutların hemen yanında yer aldığını ortaya koyuyor. Google Earth’ten geçmişteki uydu görüntülerine bakıldığında taş ocağı faaliyetlerin başlamasından önce bu yerleşim yerlerinin zaten mevcut olduğu anlaşılıyor.

Dutse Bmuko’da görüştüğümüz topluluk lideri Hassan Shakpara’nın ailesi nesillerdir burada yaşıyor. İstanbul Concrete’in taş ocağı 2011'de faaliyete geçmeden önce bölgede evler olduğunu ve on yıl içinde buradaki yapılaşmanın daha da arttığını söylüyor.

Geçmişte Zeberced'e ait Kubwa’daki taş ocağında patlayıcı uzmanı olarak staj yapan haber kaynağımız, şirketin patlayıcıların mevcudiyetine bağlı olarak haftada altı güne kadar patlatma yaptığını doğruluyor ve sık sık yapılan bu patlamaların evlerin temellerini zayıflattığını söylüyor. Bazı evlerin patlatma alanından yaklaşık 1,5 km uzaklıkta olduğunu ifade eden kaynağımız, yakınlarda büyük bir pazarın bulunduğunu, bölgede nüfus yoğunluğunun fazla olduğunu söylüyor.

Nijerya’da yasalara göre taş ocağı için izin almak, kasaba halkı ile şirketler arasında bir "Toplum Geliştirme Anlaşması" imzalanmasını gerektiriyor. Kubwa taş ocağı için Chief Cornerstone Investments tarafından imzalanan bu anlaşmada, kasabaya üç derslik inşa etmek, on yıl boyunca her ay 40 ton granit sağlamak, bölgede yaşayan gençlere %40 istihdam fırsatı sunmak ve kasabaya bir ambulans tahsis etmek gibi bir çok taahhüt verilmiş durumda.

Dutse Bmuko'nun iki şefinden biri olan Şef Hassan, Istanbul Concrete'in bir ilkokul inşa ettiğini, ancak "başka hiçbir şey yapmadığını" söylüyor. Şef Hassan'a göre, şirket sakinlere kalıcı bir iş imkanı da sağlanmış değil, sadece geçici olarak temizlikçi veya gece güvenliği gibi işler bulunabiliyor. Şef Hassan, birçok sakinin ağır makineleri kullanma konusunda nitelikli olmasına rağmen, "Şirket bizim halkımızı istihdam etmek istemiyor" diyor.

Dutse Bmuko topluluk anlaşması, şirketin "patlatma sırasında, alarm sirenlerinin çalınması da dahil olmak üzere, ev sahibi topluluğun can ve mal güvenliğini sağlayacak makul önlemleri alacağını ve insanların tahliye edilmesi için uyarı ve bildirimlerde bulunacağını" belirtiyor.

Zeberced de aynı şekilde Kubwa’daki taş ocağında patlatma konusunda benzer hükümler içeren bir topluluk geliştirme anlaşması kapsamında faaliyet gösteriyor, ancak Maden Geliştirme Bakanlığı'na göre bu anlaşma şu anda yenilenme aşamasında.

Zeberced, patlamaları sadece pazartesi günleri gerçekleştirdiğini ve "işaret levhaları, duyurular, irtibat görevlileri ve sirenler aracılığıyla önceden bildirimde bulunduğunu" belirtiyor. Ancak nisan ayında Kubwa’ya yaptığımız ziyaret sırasında, hafta ortasında habersiz bir patlama gerçekleştirdiğine şahit olduk. Patlamanın şiddeti o kadar büyüktü ki binaları salladı. Bölgede olduğumuz süre boyunca sürekli bir gürültü ve sallantı vardı. Buradaki sakinler, taş ocağı ile kasaba arasındaki yolda Zeberced’e ait kamyonların yarattığı trafikten, tozdan ve hasarlardan özellikle şikayetçi.

Kaduna, Farakwai'de taş ocağından en ciddi şekilde etkilenen iki köy Tudun-Kaya ve Zagina. Kamyonlardan gelen toz tüm Tudun-Kaya'ya yayılarak tarım ve günlük yaşamı neredeyse imkansız hale getiriyor. İlginç bir şekilde Zeberced, topluluk anlaşmasını Tudun-Kaya ile değil, yalnızca Zagina ile imzalamış. Konuştuğumuz bir sakinin "böl ve yönet" olarak nitelendirdiği bu yaklaşımı Zeberced, Tudun-Kaya’nın "bu anlaşmada Zagina topluluğu tarafından temsil edildiğini" şeklinde ifade etti.

Anlaşma şirketin kasaba sakinlerine istihdam olanakları sağlamasını, okul ve mescid inşaa edilmesini, su kuyusu açılmasını ve başarılı öğrencilere burs verileceğini taahhüt ediyor. Topluluğun şikayetleriden biri de açılan su kuyularının daha sonra işlevsiz bir şekilde terk edilmesi.

Made with Visme

BÖLGEDE KRONİK ASTIM VAKALARI ARTIYOR

Tudun-Kaya sakinleri, taş ocaklarının sağlıklarını ciddi şekilde tehdit ettiğini ve bunun kimi zaman ölüme kadar vardığını anlatıyor. Çiftçi Ahmed Abubakar, beş yıl önce kronik astım hastası olan eşini kaybetmiş. Eşinin hastalığının kötü hava kalitesi nedeniyle ağırlaştığını söylüyor. 11 yaşındaki ikiz oğullarının da aynı semptomları göstermeye başladığını anlatıyor. Ayda iki kez tedavi gördüklerini söyleyen Abubakar, kısıtlı gelirinin daha fazlasını karşılamaya yetmediğini ifade ediyor.

Dutse-Bmuko'da buluştuğumuz Juliet Ugwu, bir yıl kadar önce buraya taşındıktan kısa bir süre sonra sağlığının bozulmaya başladığını söylüyor. "Birdenbire nefes almakta zorlandığımı fark ettim" diyor. Bu durum bölgede daha uzun süredir yaşayan komşularının doğal karşıladıkları yaşamın bir parçası. Bir süre önce bir arkadaşının evinde üç hafta kalarak dinlenmek zorunda kaldığını söyleyen Ugwu, kira sözleşmesi sona erer ermez buradan ayrılmayı planlıyor. "Buradaki insanların hak ettikleri kadar iyi ve sağlıklı bir hayat yaşadıklarını düşünmüyorum." diye ekliyor.

Nijerya'nın güneydoğusunda görev yapan halk sağlığı hekimi Dr. Golibe Ugochukwu, madenlerin çevresinde yaşayan ailelerin yaşadıkları deneyimlerin istisna olmadığını, toza ve hava kirliliğine uzun süre maruz kalmanın bölge sakinlerinin yaşam kalitesini ve ruh sağlığını bozduğunu söylüyor. "Bu madenlerin yakınında yaşayan insanlar, toza, astıma ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi diğer solunum yolu enfeksiyonlarına karşı aşırı duyarlılıktan kaynaklanan atopiye yakalanma riski altındalar."

Dr. Ugochukwu, bu hastalıkların ötesinde, uzun süreli maruz kalmanın bağışıklık sistemini zayıflattığını ve sakinleri "tüberküloza yatkın hale getirdiğini" ekliyor. Madenlerin yakınında yaşayan ve çalışan insanlar için, sık sık duyulan yüksek sesler ve nakliye araçlarının neredeyse sürekli gürültüsü daha da fazla tehlike yaratıyor.

Dr. Ugochukwu, topluluklardaki gürültü kirliliğinin sakinler üzerinde kalıcı etkileri olabileceğini söylüyor. İlk olarak, yüksek desibelli gürültüye sürekli maruz kalmak, sakinlerin işitme seviyelerini sıfırlayabiliyor. "İşitme güçleri zayıfladığı için, yavaş yavaş sağır olmaya doğru ilerlerler." Özellikle madenlere en yakın bölgelerdeki sürekli patlamalar, kulak zarına zarar verip kalıcı işitme kaybına neden olabiliyor.

Taş ocaklarının çevre mevzuatına uyumu konusunda ise şeffaflık eksikliği söz konusu. Zeberced, Abuja Endüstri Parkı ve "diğer tüm projeler ve ilgili faaliyetler" için çevresel etki değerlendirmelerinin kapsamlı, düzenli olarak izlenen ve kamuya açık olduğunu iddia ediyor. Ancak Nijerya Ulusal Çevre Standartları ve Yönetmelikleri Uygulama Ajansı’na yaptığımız başvurularda Dutse Bmuko ve Kubwa'daki madencilik projelerinin çevresel etki değerlendirmelerini talep ettik, ancak bir yanıt alamadık.

Kubwa'daki çevresel etkilerle ilgili bağımsız bir araştırma, bazı evlerin Zeberced'in taş ocağından 50 metreden daha az bir mesafede olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre bölgedeki gürültü kirliliği, yerleşim alanları için izin verilen seviyenin ciddi şekilde üzerinde. Ankete katılan on kişiden yedisi patlamaların en zararlı etkisinin evlerinde oluşan çatlaklar olduğunu belirtiyor.

2024 yılının başlarında yapılan bir araştırmada TheCable, Kubwa’daki hava kalitesini ölçtü. Ocak ve Mart ayları arasında PM10 seviyeleri metreküp başına ortalama 45,8 mikrogram çıkan sonuç Dünya Sağlık Örgütü'nün 45 olan sınırının üzerinde. PM2,5 sonuçları ise çok daha vahim; ortalama 39,2 ile WHO'nun 15 olan güvenli sınırının iki katından fazla.

Hem PM2,5 hem de PM10 insan sağlığına zararlı. California Air Resources Board, bu maddelere maruz kalmanın astım, çocuklarda akciğer fonksiyonlarının gelişiminin azalması, kalp krizi, felç ve hatta akciğer kanseri gibi ciddi solunum hastalıklarına yol açabileceğini açıkladı.

Zeberced’e sorduğumuz hava kirliliği hakkındaki soruya yanıt olarak "TheCable'da alıntılanan raporların farkındayız ve bunları ciddiye alıyoruz. Yürürlükteki yasalar ve uluslararası standartlar tarafından belirlenen izin verilen toz maruziyet sınırları dahilinde faaliyet gösteriyor ve iç yolların sık sık sulanması, patlama öncesi ıslatma ve diğer teknolojiler dahil olmak üzere toz bastırma yöntemlerini proaktif olarak kullanıyoruz. Üçüncü tarafların incelemesine ve etkilenen topluluklarla yapıcı diyaloğa açığız" cevabını aldık.

Ahmed Abubakar

Tudun-Kaya sakini Ahmed Abubakar Fotoğraf: Justice Nwafor

"TÜRKLER BİZİ HİÇ UMURSAMIYOR"

Tudun-Kaya sakinleri, taş ocaklarının sağlıklarını ciddi şekilde tehdit ettiğini ve bunun kimi zaman ölüme kadar vardığını anlatıyor. Çiftçi Ahmed Abubakar, beş yıl önce kronik astım hastası olan eşini kaybetmiş. Eşinin hastalığının kötü hava kalitesi nedeniyle ağırlaştığını söylüyor. 11 yaşındaki ikiz oğullarının da aynı semptomları göstermeye başladığını anlatıyor. Ayda iki kez tedavi gördüklerini söyleyen Abubakar, kısıtlı gelirinin daha fazlasını karşılamaya yetmediğini ifade ediyor.

Dutse-Bmuko'da buluştuğumuz Juliet Ugwu, bir yıl kadar önce buraya taşındıktan kısa bir süre sonra sağlığının bozulmaya başladığını söylüyor. "Birdenbire nefes almakta zorlandığımı fark ettim" diyor. Bu durum bölgede daha uzun süredir yaşayan komşularının doğal karşıladıkları yaşamın bir parçası. Bir süre önce bir arkadaşının evinde üç hafta kalarak dinlenmek zorunda kaldığını söyleyen Ugwu, kira sözleşmesi sona erer ermez buradan ayrılmayı planlıyor. "Buradaki insanların hak ettikleri kadar iyi ve sağlıklı bir hayat yaşadıklarını düşünmüyorum." diye ekliyor.

Nijerya'nın güneydoğusunda görev yapan halk sağlığı hekimi Dr. Golibe Ugochukwu, madenlerin çevresinde yaşayan ailelerin yaşadıkları deneyimlerin istisna olmadığını, toza ve hava kirliliğine uzun süre maruz kalmanın bölge sakinlerinin yaşam kalitesini ve ruh sağlığını bozduğunu söylüyor. "Bu madenlerin yakınında yaşayan insanlar, toza, astıma ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi diğer solunum yolu enfeksiyonlarına karşı aşırı duyarlılıktan kaynaklanan atopiye yakalanma riski altındalar."

Dr. Ugochukwu, bu hastalıkların ötesinde, uzun süreli maruz kalmanın bağışıklık sistemini zayıflattığını ve sakinleri "tüberküloza yatkın hale getirdiğini" ekliyor. Madenlerin yakınında yaşayan ve çalışan insanlar için, sık sık duyulan yüksek sesler ve nakliye araçlarının neredeyse sürekli gürültüsü daha da fazla tehlike yaratıyor.

Dr. Ugochukwu, topluluklardaki gürültü kirliliğinin sakinler üzerinde kalıcı etkileri olabileceğini söylüyor. İlk olarak, yüksek desibelli gürültüye sürekli maruz kalmak, sakinlerin işitme seviyelerini sıfırlayabiliyor. "İşitme güçleri zayıfladığı için, yavaş yavaş sağır olmaya doğru ilerlerler." Özellikle madenlere en yakın bölgelerdeki sürekli patlamalar, kulak zarına zarar verip kalıcı işitme kaybına neden olabiliyor.

Taş ocaklarının çevre mevzuatına uyumu konusunda ise şeffaflık eksikliği söz konusu. Zeberced, Abuja Endüstri Parkı ve "diğer tüm projeler ve ilgili faaliyetler" için çevresel etki değerlendirmelerinin kapsamlı, düzenli olarak izlenen ve kamuya açık olduğunu iddia ediyor. Ancak Nijerya Ulusal Çevre Standartları ve Yönetmelikleri Uygulama Ajansı’na yaptığımız başvurularda Dutse Bmuko ve Kubwa'daki madencilik projelerinin çevresel etki değerlendirmelerini talep ettik, ancak bir yanıt alamadık.

Kubwa'daki çevresel etkilerle ilgili bağımsız bir araştırma, bazı evlerin Zeberced'in taş ocağından 50 metreden daha az bir mesafede olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre bölgedeki gürültü kirliliği, yerleşim alanları için izin verilen seviyenin ciddi şekilde üzerinde. Ankete katılan on kişiden yedisi patlamaların en zararlı etkisinin evlerinde oluşan çatlaklar olduğunu belirtiyor.

2024 yılının başlarında yapılan bir araştırmada TheCable, Kubwa’daki hava kalitesini ölçtü. Ocak ve Mart ayları arasında PM10 seviyeleri metreküp başına ortalama 45,8 mikrogram çıkan sonuç Dünya Sağlık Örgütü'nün 45 olan sınırının üzerinde. PM2,5 sonuçları ise çok daha vahim; ortalama 39,2 ile WHO'nun 15 olan güvenli sınırının iki katından fazla.

Hem PM2,5 hem de PM10 insan sağlığına zararlı. California Air Resources Board, bu maddelere maruz kalmanın astım, çocuklarda akciğer fonksiyonlarının gelişiminin azalması, kalp krizi, felç ve hatta akciğer kanseri gibi ciddi solunum hastalıklarına yol açabileceğini açıkladı.

Zeberced’e sorduğumuz hava kirliliği hakkındaki soruya yanıt olarak "TheCable'da alıntılanan raporların farkındayız ve bunları ciddiye alıyoruz. Yürürlükteki yasalar ve uluslararası standartlar tarafından belirlenen izin verilen toz maruziyet sınırları dahilinde faaliyet gösteriyor ve iç yolların sık sık sulanması, patlama öncesi ıslatma ve diğer teknolojiler dahil olmak üzere toz bastırma yöntemlerini proaktif olarak kullanıyoruz. Üçüncü tarafların incelemesine ve etkilenen topluluklarla yapıcı diyaloğa açığız" cevabını aldık.

TAŞ OCAĞININ YARATTIĞI SORUNLAR PARLEMENTODA

Bölge halkı sık sık yıkıcı madencilik faaliyetlerinden şikâyet ediyor, hatta zaman zaman protestolar düzenliyor. Ancak bu girişimler çoğunlukla sonuçsuz kalıyor. Kubwa’da yaşayan bir sakin, 2021’deki bir gösterinin polis tarafından göz yaşartıcı gazla dağıtıldığını anlattı. Kaduna’da ise yetkililer, kasaba liderlerini Zeberced’e karşı konuşmamaları konusunda uyardı.

Yasal yollar da pek işe yaramıyor. Kubwa’daki sakinler Zeberced aleyhine birkaç kez dilekçe verdi. 2019’da bu dilekçelerden biri, Federal Başkent Bölgesi Yüksek Mahkemesi’nin şirketin faaliyetlerini geçici olarak durdurmasına yol açtı. Ancak faaliyetlerine devam eden şirket, aleyhlerine herhangi bir mahkeme kararı olduğundan haberdar olmadıklarını öne sürüyor.

Sakinler artık durumun düzeleceğine dair pek umut taşımıyor. Kubwa’da yaşayan Alhaji Salisu Umar, patlamaların evinde sürekli yeni çatlaklar oluşturduğunu söylüyor. “Adalet Tanrı’ya mahsustur” diyor ve Nijerya’nın liderlerine güvenmediğini ekliyor. Başkaları ise şirketin gücü ve siyasi bağlantılarından çekindikleri için sessiz kalmayı tercih ediyor.

Zeberced ise şirket için bölge halkının ve bazı çalışanlarının anlattığından çok farklı bir imaj çizmeye çalışıyor. Kurt ailesinin 2007’de kurduğu şirket, yıllar boyunca kendini adeta bir kurtarıcı gibi tanıttı; yollar, okullar ve klinikler inşa ettiğini öne sürdü. Bakanlar ve hatta başkan yardımcısı, Nijerya medyasıyla yakın ilişkiler kurmaya çalışan şirketi kamuoyu önünde övdü. Ancak vaat edilen birçok toplumsal proje ya hiç başlamadı ya da yarım kaldı. Şimdi ise şirketin faaliyetleri parlamentonun denetimine girme ihtimali ortaya çıktı.

Mart ayında Nijerya parlamentosu, yıllardır övgüyle bahsettiği Zeberced’e bakışını değiştirdi. Milletvekilleri, şirketin Kubwa’daki taş ocağının çevrede yaşayan topluluklar üzerinde yarattığı “olumsuz etkilerden” duydukları kaygıyı dile getirdi. Sağlık sorunları, evlerdeki çatlaklar ve patlatma ile nakliye faaliyetlerinden kaynaklanan “psikolojik sıkıntılar” gerekçe gösterilerek, Zeberced’in Maden ve Madencilik Kanunu ile Çevresel Etki Değerlendirme Kanunu’nu ihlal ettiği öne sürüldü. Şirketin faaliyet lisansının iptal edilebilecek bir soruşturma yapılmasını tavsiye ettiler. Parlamento ayrıca, Pai ve Yangoji-Sukuku yolları da dahil olmak üzere Zeberced'in diğer projelerinin maliyetini ve tasarımını sorgulayarak, uygun mühendislik ve maliyet hesaplamalarına dair kanıt talep etti.

Ancak aradan neredeyse altı ay geçmesine rağmen, parlamentonun resmi bir soruşturma başlatıp başlatmadığına dair bir açıklama yapılmadı.

Istanbul Concrete, gönderdiğimiz soruları yanıtsız bıraktı.

Editör: Himanshi Ojha

Fotoğraflar Justice Nwafor

Drone görüntüleri Solomon Shaibu

Bu haber JournalismFund Europe tarafından desteklenmiştir.

journalismfund

Return to stories


Follow us