Taşpınar, Turkey

Sanayinin Kuşatması Altında Bir Köy: Taşpınar

Türkiye’nin verimli tarım arazileri sanayiye kurban ediliyor. Bursa’daki mega endüstri bölgesi Teknosab’ın kuşatması altındaki Taşpınar köyü ülke geneline yayılmış yıkım modelinin çarpıcı bir örneği.

By Cemre Demircioğlu, Craig Shaw, Vedat Örüç
23 October 2025

Taşpınar, Bursa’nın “soğan ambarı” Karacabey ilçesine bağlı küçük bir köy. Bir zamanlar tarım ve hayvancılıkla geçim sağlayan köyün bereketli topraklarında buğday, arpa, soğan ve ayçiçeği yetişirdi. Leylekleriyle ünlü Uluabat Gölü ile Marmara Denizi arasında uzanan bu verimli koridorda köylüler tarlalarını sürer, inekler meralarda otlar, köy kahvehanesi genci yaşlısıyla dolar taşar, imece geleneği yaşatılırdı.

Bugün Taşpınar sessiz. Sakinleri şehre göçmüş, köyde hayat sönmüş durumda. Çünkü bölgeyi bunca zaman ayakta tutmuş olan tarım arazileri, “Türkiye’nin ilk yeni nesil yerel yenilikçi ve yeşil organize sanayi bölgesi” Teknosab tarafından yok edildi. Ağustos ayında Taşpınar’ı ziyaret ettiğimizde, zar zor bulduğumuz dört köylüyle konuştuk. Mustafa Cingöz, hayatını kendi arazisinde çiftçilik ve hayvancılık yaparak geçirmiş. Bugün ise köyde kalan son arazilerde kiraladığı birkaç tarla ile geçinmeye çalışıyor.

Cingöz, oturduğumuz köy kahvehanesindeki boş masa ve sandalyelere işaret ediyor: “Buraya geldiğimiz zaman şu kahvede oturmaya yer yoktu. Genci vardı, yaşlısı vardı. Şimdi burada dört kişi oturuyoruz. İnsanı psikolojik olarak etkiliyor. Kimse kalmadı.”

Teknosab’ın resmi açılışı 2023 yılında yalnızca bir fabrikanın açıldığı törenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşti. 2024’te ise yine Erdoğan’ın katılımıyla 15 yeni şirketin açıldığı bir tören daha yapıldı. Bu şirketlerin bazıları bugün hâlâ faaliyete geçmiş değil, alanda sadece yaklaşık on fabrika çalışır durumda. Türkiye’nin modern sanayi harikası Teknosab’ın kapasitesinin yüzde 90’ından fazlası kullanılmıyor. Yerel halk ve bilim insanları bu durumu on yıl önce birebir öngörmüştü.

Teknosab, Türkiye’nin en verimli topraklarının, doğanın ve bu topraklara bağlı köylerin sanayiye feda edilmesinin çarpıcı bir simgesi haline geldi.

Son yıllarda Türkiye’de 43’ten fazla yeni organize sanayi bölgesi açıldı ve mevcut alanların da yaklaşık 60’ı genişletildi. Her yeni bölge, doğadan ya da tarım arazilerinden bir parçayı daha tüketiyor. Bu durum, ülke genelinde tekrarlanan bir yıkım modeline işaret ediyor.

Bu bulgular, The Black Sea’nin de parçası olduğu Green to Grey adlı gazetecilik projesi kapsamında ortaya çıkarıldı. Proje, Arena for Journalism in Europe ve Norveç Yayıncılık Kurumu (NRK) tarafından başlatıldı. Toplamda 41 gazeteci ve bilim insanı, Norveç Doğa Araştırma Enstitüsü (NINA) işbirliğiyle doğa kaybını ölçmek için yeni bir yöntem geliştirdi.

Uydu görüntüleri, yapay zekâ ve saha çalışmalarını bir araya getiren bu araştırma, Avrupa’daki doğal ve tarımsal alanların geniş ölçekte ve hızla yok olduğunu ortaya koyuyor. NINA şimdi projeyi, halkın katılımına dayalı küresel bir araştırma girişimine dönüştürmeyi amaçlıyor.

Green to Grey, Avrupa Ekonomik Alanı ülkeleri ile Birleşik Krallık, Ukrayna ve Balkanları kapsayan 30 ülkenin 2018–2024 yılları arasında yaklaşık 9 bin km² doğa ve tarım alanını kaybettiğini ortaya koyuyor. Kayıp, Kıbrıs adasının tamamı büyüklüğünde bir alana denk geliyor.

Her yıl ortalama 900 km² doğal alan ve 600 km² tarım arazisi inşaata kurban ediliyor. Bu da Avrupa’da her gün yaklaşık 600 futbol sahası büyüklüğünde yeşil alanın yok olduğu anlamına geliyor.

Analiz edilen ülkeler arasında Türkiye açık ara ilk sırada. 2018–2024 arasında 1.860 km²’den fazla doğa ve tarım alanını inşaata kaybeden Türkiye, Avrupa’da en fazla alan yitiren ülke. Yani sadece altı yılda İstanbul’un Anadolu yakasından daha büyük bir alan inşaat uğruna feda edildi.

İncelenen toplam yüzölçümünün yalnızca yüzde 12’sine sahip olmasına rağmen, Türkiye kaybın yüzde 21’inden sorumlu. Bu da her gün 0,83 km²’lik bir alanın yok olması anlamına geliyor.

“Üstün kamuoyu yararı” kime yarıyor?

Taşpınar, arkada Teknosab

Taşpınar yolunda bir Teknosab tabelası

Teknosab macerası on yıl önce başladı. 2012’de Bursa Büyükşehir Belediyesi, kentin geleceğini tartışmak ve hükümete sunulacak bir çevre planı hazırlamak amacıyla bilim insanları, sendikalar, ticaret odaları, sanayi temsilcileri ve diğer paydaşlarla bir dizi toplantı düzenledi. Şehrin sanayi alanları bu konuşmaların bir parçasıydı.

“Yaklaşık 160 bilim insanının ve iki binden fazla kişinin görüşü alındı,” diyor Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim görevlisi ve Bursa Kent Konseyi Başkanı Ertuğrul Aksoy. “O dönem organize sanayi bölgelerinde yüzde 40 oranında boşluk vardı. Bunlar kullanılabilir, yeni alana gerek yoktur dendi.”

Ancak sadece üç yıl sonra, yatırımcılar Bursa’nın batısındaki Taşpınar arazilerinde yeni ve devasa bir organize sanayi bölgesi kurma planıyla ortaya çıktı. Bu bölgeyi tarım için değerli kılan nedenler, sanayi için de cazipti: arazi düzdü ve yakınında su kaynağı vardı.

“Tarım arazilerindeki toprağın eğim düzeyi genelde sıfıra yakın oluyor,” diyor TEMA Vakfı’nda Kentsel ve Bölgesel Planlama Uzmanı Dr. Esra Yazıcı Gökmen. “Bu durum, alt yapı ve inşaat maliyetlerini düşürdüğü için tarım arazileri daha cazip hale geliyor. Bir de bu alanların su varlığına yakın olması da sanayi faaliyetleri için önemli,” diyor ve sanayi için başka yerlerde parsel oluşturulabileceğini belirterek ekliyor: “Maliyet artsa bile, kaybedilen toprağın da bir maliyeti var, o hesaba katılmıyor.”

Teklif kamuoyuna açıklandığında, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), çevre örgütü Doğader ve Ziraat Mühendisleri Odası projeye karşı dava açtı. “Çukurova Üniversitesi’nden ve başka üniversitelerden şehir plancıları, harita mühendisleri ve ziraat mühendisleri gelip yerinde inceleme yaptı,” diyor Aksoy ve ekliyor: “ Ben zaten oranın yetenek sınıfları haritasını oluşturmuştum; arazinin büyük kısmı ikinci ve üçüncü sınıf tarım alanlarından oluşuyordu.”

e.aksoy

Prof. Ertuğrul Aksoy

Mahkeme sürecinde TMMOB’un vardığı sonuçlar Aksoy’unkilerle örtüştü, Taşpınar’ın toprağı tarım için son derece verimliydi. TMMOB yayınladığı raporda, tarım alanlarının sanayiye açılmasının yalnızca hayati bir kaynağı yok etmeyeceğini, aynı zamanda çevre köylerde rant baskısı yaratacağını ve projenin Uluabat’ı besleyen Çınarcık Barajı’ndan su çekmek zorunda kalacağını söyledi. Bu endişeler haklı çıktı.

Ancak mahkeme bütün bu çekinceleri görmezden geldi; projenin “üstün kamu yararı” taşıdığına kanaat getirdi. Bu gerekçe, Türkiye’de mega projelerin yarattığı ekolojik yıkımı meşrulaştırmada sık sık kullanılıyor. TEMA’dan Eylem Tuncaelli bunun vakfın açtığı davalarda ellerini bağlayan bir karar olarak sık sık karşılarına çıktığını söylüyor: “Eğer siz kamu yararını sermayeden yana koyarsanız; kamu yararı, sermaye yararı olursa en önemli doğal varlıklarınızı kaybedersiniz. Arazi tahribatının boyutlarını da her geçen gün derinleşerek konuşuruz.”

2015 yılına gelindiğinde Taşpınar’da “acele kamulaştırmalar” başladı. Yetkililer bazı köylülere tazminat olarak başka yerlerden arazi verileceğinin güvencesini verdi. Bu köylülerden biri olan Mustafa Cingöz vaat edilen parselleri talep ettiğinde, “yer yok” cevabını almış. Topraksız kalacağını anlayınca Cingöz dava açmış ancak dört yıllık bir hukuk mücadelesinin ardından davayı kaybetmiş: “Her şey hep onların [Teknosab’ın] lehineydi,” diyor. “Bizden yana olan bir mahkemeyle hiç karşılaşmadım. Benzer davaları takip ettik, köylüler hiçbirinde kazanamadı.”

Mustafa Cingöz, 21 dönüm büyüklüğündeki tarım arazisini kaybetti.

mustafa.cingoz

Mustafa Cingöz köy kahvesinde

Teknosab, YouTube kanalında Taşpınar’da fabrika açan tekstil şirketi Polyteks’in CEO’su Halil Ersan Özsoy ile yapılan bir röportaj yayınladı. Röportajda Özsoy, Teknosab’ı örnek göstererek “Tarıma uygun olmayan, yani tarım dışı arazilerde bu tip organize sanayi bölgelerinin kurulması Bursa’nın bundan sonraki hedefi olmak zorunda,” diyor. Bu sözler, Teknosab’ın verimli ve yüksek kaliteli tarım arazileri üzerine inşa edildiği gerçeğini göz ardı ediyor.

Aynı tanıtım videosu serisinde, Teknosab’da ilk açılan firma olan Beyçelik Gestamp CEO’su Faik Çelik ise kamulaştırma sürecinin ne kadar hızlı tamamlandığını anlatıyor: “Dört beş ay içinde kamulaştırmalar yapıldı.” Ve ekliyor, “Vali beyin desteğiyle yatırım yapacak insanlara arsalar tahsis edildi.”

Mustafa Cingöz köylüler arasında dava açan azınlıkta, Taşpınar sakinlerinin pek çoğu arazilerini direnmeden vermiş. Konuştuğumuz köylüler, kahvehanenin üst katında konuşlanan bir “ikna odası”ndan ve yetkililerin burada fabrikaları yalnızca devletin inşa edeceğini söyleyerek köylülerin milliyetçi duygularına hitap ettiklerinden bahsetti. Köylülerden Salih Meşhur, “Fabrikaların devlete ait olacağını, özel sektörün bulunmayacağını söylediler,” diyor. Komşusu Cingöz gibi o da arazilerini kaybetti ve şimdi birkaç küçük tarlayı kiralayarak tarım yapmaya devam ediyor.

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ve Teknosab yönetim kurulu başkanı İbrahim Burkay, Teknosab’ın yabancı sermayeyi Bursa’ya çekeceğine işaret ediyor: hazırlanan reklamda alanın “büyük küresel pazara üç saatlik uçuş mesafesinde” olduğu ilan ediliyor. Şimdilik Teknosab’da faaliyet gösteren firmaların hepsi Türk şirketleri olsa da, yabancılar da yolda. Fabrikasını inşa eden Fransız asıllı otomotiv parça üreticisi Valeo yakında üretime başlayacak. Tekstil kimyasalları üreten Alman-Türk ortaklığı Rudolf-Duraner ise ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) sürecini tamamlıyor.

Aradan geçen on yılın sonunda, Bursa’da yeni bir OSB’ye ihtiyaç olmadığına dair tahminler doğru çıktı. Bulgularımıza göre alanın yaklaşık yüzde 90’ı boş. Alanda faaliyet gösteren şirketler Teknosab’ın vaat ettiği “yenilikçi ve yeşil” sanayi yerine kimya, tekstil ve çelik üretiyor. İsminin aksine Teknosab’ın, Türkiye’deki 400’ün üzerinde organize sanayi bölgesinden bir farkı bulunmuyor.

Orijinal Teknosab planı, Karacabey’e komşu Nilüfer ilçesinin topraklarından 274 hektar alanı da içeriyordu. Nilüfer Belediyesi buna şiddetle itiraz edince plan değiştirildi. “Nilüfer Belediyesi sınırları dışarıda bırakıldı. Eğer Karacabey Belediyesi direnseydi, bu proje olmayabilirdi,” diyor Aksoy. Bunun yerine Karacabey belediye başkanı projeyi destekledi.

Bugün Taşpınar’a verilen zarar telafi edilemez bir noktada.

Teknosab ikinci kısım: birkaç fabrikanın inşaatına devam edilirken alanın çok büyük bir kısmı boş bir şekilde bekliyor.

Bandırma–Bursa–Osmaneli hızlı treni köylülerin tarlaları üzerinde yükseliyor.

Uluabat’ın suyu Teknosab’a

Teknosab’ın Uluabat Gölü üzerinde yarattığı etkinin boyutu henüz net değil, ancak endişeler giderek artıyor. Devlet Su İşleri (DSİ) ile Teknosab arasında bu yıl imzalanan bir anlaşmaya göre, Çınarcık Barajı’ndan Uluabat’a giden koldan yılda 18,5 milyon metreküp su OSB’ye verilecek. Bu miktar, 7.400 olimpik yüzme havuzunu doldurmaya yetecek kadar su anlamına geliyor. Uzmanlara göre bu baraj, Uluabat Gölü’nün ekosistemini ayakta tutan en önemli kaynaklardan biri.

Bursa İnşaat Mühendisleri Odası’nın düzenlediği basın açıklamasında Şube Başkanı Serdar Atilla Erdem, yetkililere kararı yeniden gözden çağrısında bulunarak, “Çınarcık Barajı’ndan Uluabat’a taze su aktarımı, gölün ekolojik yaşamı için son derece önemli,” dedi.

“Yaşayan göl” Uluabat Gölü, 1998’den beri önemli sulak alanlara koruma statüsü veren uluslararası bir sözleşme olan Ramsar kapsamında korunuyor ve Türkiye’de bu statüye sahip az sayıdaki sulak alandan biri. Gölün ekolojik dengesi barajdan gelen su girişine bağlı, ancak Teknosab’ın varlığı ile bu denge tehdit altında.

Teknosab, Bursa’da kapasitesinin çok altında faaliyet gösteren tek organize sanayi bölgesi değil. Teknosab’a sadece beş dakika mesafede inşaatına 2013’te başlanan tekstil organize sanayi bölgesi TOSAB o zamandan beri boş bir şekilde bekliyor. Teknosab inşa edilmeden önce TMMOB, Bursa’daki sanayi bölgelerinin yüzde 30-40’ının boş olduğunu hesaplamıştı. Birçoğu bugün de öyle kalmaya devam ediyor. Buna rağmen 2024 Aralık ayında yayınlanan Bursa, Eskişehir ve Bilecik kalkınma planı, doğuda Kestel ve Yenişehir sınırlarında yeni bir OSB kurulmasını öneriyor. Gerekçe arasında “mevcut OSB doluluk oranları ve sektörel yığılmalar” gösteriliyor.

Teknosab projesi yalnızca bir sanayi alanı olmaktan öte, çevresinde yapılacak yeni projelerle birlikte daha fazla arazi talanına sebep olacağa benziyor. Lojistik merkezi, Bandırma-Bursa-Osmaneli hızlı tren hattı, yeni otoyollar, konut kompleksleri… Teknosab’ın ilk tanıtım videolarında yer alan, “Teknosab’a 15 km” mesafede olacağı söylenen yeni bir liman vaadi ise son videolarda sönümlenip yerini mevcut Bandırma Limanı’na bıraktı.

Teknosab’ın yönetimi, yerel yöneticiler, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) temsilcileri ve şirket yöneticilerinden oluşan bir karışım. Örneğin, İbrahim Burkay hem BTSO başkanı, hem Teknosab yönetim kurulu üyesi, hem de özel bir şirket olan Teknosab Lojistik Park’ın yöneticisi.

Bu yapıyı eleştirenler, Türkiye’de OSB’lerde yaygın ve yasal olan bu yapıların kamusal sorumluluk ile özel çıkar arasındaki sınırı bulanıklaştırdığını; çünkü aynı ağdaki kişilere hem denetim yetkisi verildiğini hem de bu kişilerin OSB’lerden kâr elde edebileceklerini iddia ediyor.

Gazete Duvar’da yer alan bir habere göre, Teknosab Lojistik Merkezi’nin ihalesiz olarak BTSO ve Teknosab yönetimindeki isimlerin kurduğu özel şirkete devredilmesi, “görevi kötüye kullanma” iddialarını gündeme getirdi.

Teknosab’ın tanıtım videolarında lojistik merkezi, Taşpınar’ın kuzey komşusu Hürriyet Köyü’nün üzerinde yükseliyor. Hürriyet sakinleri, otoyol ve demiryolu için arazilerine el konulduğunu ancak lojistik merkezi ile ilgili kendilerine bir bilgi verilmediğini söylüyor.

Taşpınar’a on dakika mesafedeki Karakoca’da ise TOKİ, 18 bin kişiyi barındıracak 189 bloktan oluşan dev bir konut kompleksi inşa ediyor.

TOKİ projesinin ÇED raporunda, DSİ’nin uyarıları da yer alıyor. Rapora göre, alanın yakınından iki dere geçiyor ve bu durum, bölgede mutlaka sel kontrol önlemleri alınması gerektiğine işaret ediyor. Raporu hazırlayan şirket, bölgede yaşayan hayvanlar konusunda ise kaygılı görünmüyor. Bu canlılar arasında Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) Nesli Tükenme Tehlikesi Altındaki Türler Kırmızı Listesi’nde yer alan türler de bulunuyor. ÇED raporuna göre inşaatın yaratacağı gürültü, bu hayvanları daha “uygun” habitatlara kaçmaya itecek.

Hürriyet Köyü’nde görüştüğümüz Nejla Özkılıç, köyde kalarak dayanışma kültürünü canlı tutmaya çalışanlardan biri. Hürriyet’e de Taşpınar’a benzer bir karamsarlık hâkim. “Elimizde avucumuzda hiçbir şey bırakmadılar. Adımız köylü kaldı sadece. Tarlası olmayan birine nasıl köylü diyebilirsin?” diyor Özkılıç.

Screenshot 2025-10-14 at 22.10.07

Nejla Özkılıç

Köyün ihtiyarlarından Şakir Fikir ise durumu şu sözlerle özetliyor: “Sadece tarlalarımız elimizden alınmadı. Mücadelemiz de, kültürümüz de alındı. Biz bu fabrikalarla, sanayiyle şehirlileştikçe kaybettik. Şimdi bir yudum su vermiyoruz birbirimize.”

Teknosab, çevresine yapılacak konut projelerini “geniş yeşil alanlara sahip modern, temiz ve huzurlu uydu şehirler” olarak tanıtıyor. Oysa huzurlu bir yaşam zaten sanayiden önce oradaydı, ancak geri gelmesi pek olası gözükmüyor.

İbrahim Kılıç az sayıda kalan hayvanları ile şehre süt satmaya devam ediyor.

İneklerin bir zamanlar otladığı meraları Teknosab'ın işgal etmesiyle hayvanlar yıl boyunca kapalı kalıyorlar.

Taşpınar’da hayvancılıkla geçinen İbrahim Kılıç, köy yaşamının çöküşünü şöyle anlatıyor: “Sanayinin gelmesi bizi batırdı. Eskiden meralarımız ve otlaklarımız vardı. Şimdi arazilerin azalmasıyla hayvan sayısını küçültmek zorunda kaldık. Hayvanlar yıl boyunca içeride duruyor.” Kılıç’ın elindeki hayvan sayısı 15 ineğe düşmüş. Artık otlatacak yer olmadığı için yem satın almak zorunda kaldığını söylüyor, bunun da ekonomik bir yükü oluyor. Çiftçiliğin hayvancılıkla bir arada yürüdüğünü söyleyen köylüler, köyün süt üretiminde çöküş yaşadığını anlatıyor. Köyde üretilen süt günde altı tondan sadece 600 kiloya inmiş.

Mustafa Cingöz, yıllarca mücadele etmenin verdiği yorgunlukla köyün geleceği konusunda umutsuz: “Gelecek nesil ya ırgat olacak ya da fabrikalarda 22 bin lira asgari ücretle bekçi.” Son olarak ekliyor: “Yani ne hissedeceksin? Bana sorarsan kızgınım. Elimde bir imkân olsa, gücüm olsa hepsini bugün kaldırırım buradan. Ama yok yapamazsın. Olan oldu. Yapacak bir şey yok.”

Teknosab sorularımıza yanıt vermedi.


greentogrey.eu Arena for Journalism in Europe ve Norveç medyası NRK tarafından başlatılan bir araştırmacı veri gazeteciliği projesidir. Bu uluslararası iş birliğinde De Standaard (Belçika), Le Monde (Fransa), Long Play (Finlandiya), Die Zeit (Almanya), Reporters United (Yunanistan), Facta (İtalya), NRK (Norveç), Gazeta Wyborcza (Polonya), Datadista (İspanya), The Black Sea (Türkiye) ve The Guardian (Birleşik Krallık) yer alıyor.

Proje için bilimsel uzmanlığı Norveç Doğa Araştırma Enstitüsü (NINA) sağladı.

Fotoğraflar Cemre Demircioğlu

Drone görüntüleri Vedat Örüç

Haberin yapılmasında katkıda bulunan: Margarita Pshenichnaya
Uydu görüntüleri Google Earth izniyle kullanılmıştır.

Green to Grey projesi, Journalismfund Europe ve IJ4EU desteğiyle üretildi.

Return to stories


Follow us