Sicilya Boğazı’nda, Capo Passero’nun güneyindeki uluslararası sularda gece zifiri karanlık. Görünürdeki tek ışık, yaklaşık bir saattir kaplumbağa hızında ilerleyen 150 tonluk bir kargo gemisi olan Plutus’un güvertesinden geliyor.
Bu sırada, birkaç denizci güvertede paketleri birbirine bağlayıp ağlarla sarıyor, ardından şamandıraları takıyor. Derme çatma sal hazır olunca halat kesiliyor. Sal, sessizce denize bırakılıyor. Görev tamamlandığında kaptan ayrılma emrini veriyor ve Plutus rotasını Türkiye’ye doğru çeviriyor.
Açık denizde gece vakti diğer gemileri çok yakında bile olsalar çıplak gözle görmek imkânsızdır. Dolayısıyla Plutus’un mürettebatı da işlerini kimseye görünmeden tamamladıklarını zannediyorlar.
Ancak yalnızca 200 metre ötede, İtalyan mali polis teşkilatı olan Guardia di Finanza’ya ait bir devriye botu pusuya yatmış bekliyor. Havada ise bir casus uçak tüm sahneyi kızılötesi kameralarla kayıt altına alıyor. Hedef yalnızca Plutus değil: Aynı zamanda birazdan denize bırakılan bu kargoyu almak üzere gelecek bir İtalyan balıkçı teknesi.
Saat 11’de, Ferdinando d'Aragona adlı balıkçı teknesi ufukta beliriyor. Beş kişilik mürettebat, takip edildiklerinden habersiz. Atılan kargoyu denizden toplama operasyonuna başlıyorlar. Deniz durgun ama tekne küçük. 188 paketi denizden çekmeleri üç saat sürüyor.
İşleri bitince, Ferdinando d’Aragona rotasını Sicilya’nın doğusuna çevirip uzaklaşıyor.
Palermo’daki narkotik polisi GOA’nın komutanı Binbaşı Alessandro Bongiorno “İtalyan sularına dönmelerini bekledik. Sonra gemiye çıktık” diye anlatıyor operasyonu.
Aynı anda başka bir devriye botu da Plutus’u takip etmeye başlıyor. Bongiorno, “Yaklaşır yaklaşmaz acil telsiz kanallarından irtibat kurmaya çalıştık ama gemi ne ışık sinyallerine ne de sesli uyarılara yanıt verdi,” diyor.“ Tam bir sessizlik. Bizi görmezden gelip yollarına devam ettiler.”
Gerginlik artıyor.
“Böyle durumlarda gemiye çıktığınızda neyle karşılaşacağınızı bilemezsiniz. Çok tehlikeli olabilir,” diyor Bongiorno. “Gemide silah olabilir. Mürettebatın nasıl tepki vereceğini asla kestiremezsiniz.”
Sabah saat sekiz. Gün doğmuş, görüş iyi. Guardia di Finanza’nın Palermo’daki hava-deniz biriminin komutanı Albay Alessandro Bucci, gemiye çıkılması talimatını veriyor. Sahne adeta bir korsan filminden fırlamış gibi: İtalyan polisi Plutus’un yanına merdiven atıyor ve güverteye çıkıyor.
Ukraynalı kaptan direnmeyip teslim oluyor ancak konuşmayı reddediyor. Polis ellerinde çok net bir kanıt olduğuna inanıyor: Geminin mürettebatının şüpheli kargoyu denize bıraktığını gösteren hava görüntüleri. Bu kanıt, Plutus’u rotasını tersine çevirmeye ve devriye botunu Termini Imerese limanına kadar takip etmeye zorlamaya yetiyor.
Bu sırada balıkçı teknesinde işler karışıyor. Bongiorno, “İlk aramada adamlarım denizden yüklenen paketleri bulamadı,” diyor. “Ama orada olmaları gerekiyordu. Onların yüklendiğini görmüştük.” Saatler süren aramanın ardından teknenin kaptanı, paketlerin nerede olduğunu kendisi söylüyor: “Bölmeye saklanmışlardı. Beş ton saf kokain böylece ortaya çıkarıldı.”
Plutus ve Ferdinando d’Aragona'ya 19 Temmuz'da düzenlenen bu operasyon, İtalyan yetkililerin "drop-off" yani denize bırakma olarak bilinen yönteme dair ele geçirdiği ilk somut vakaydı. Bu yöntemde büyük kargo gemileri uyuşturucu paketlerini açık denize bırakıyor. Daha sonra küçük balıkçı tekneleri paketleri denizden toplayıp kıyıya ulaştırıyor.
Bu kaçakçılık yönteminin bir ucunda Latin Amerika kartelleri, diğer ucunda Avrupalı mafya grupları yer alıyor. Ancak IrpiMedia ve The Black Sea, denizde gerçekleşen bu transferleri yapan gemilerin izini sürerek önemli bir üçüncü aktörü açığa çıkardı: 24 yıl hapis cezasına çarptırıldıktan birkaç ay sonra geçen yıl cezaevinde ölen Urfi Çetinkaya tarafından yönetilen bir uyuşturucu ticareti ağı.
Kolombiyalı kokain baronu Pablo Escobar’a atfen “Türk Escobar” olarak anılan Çetinkaya, Akdeniz'deki uyuşturucu ticaretinin lojistiğini kolaylaştıran bir ağ kurmuştu. IrpiMedia ve The Black Sea olarak dava dosyaları, izleme kayıtları ve taşımacılık belgeleri aracılığıyla bu ağın önemli bir kısmının haritasını çıkardık.
Ağın kullandığı bazı gemiler çoktan alıkondu, yüklerine el konuldu, mürettebatları tutuklandı. Diğerleriyse doğrudan suç kanıtı bulunmasa da denizdeki hareketleri nedeniyle şüpheli olarak değerlendiriliyor. Bu gemiler, kokain taşıdığı tespit edilen gemilerle aynı sahiplere ve rotalara sahip; üstelik aynı yollar üzerinde benzer manevralar sergiliyorlar.
Yük taşıyan gemiler için zorunlu olan Otomatik Tanımlama Sistemleri (AIS), bu gemilerde Karayipler, Batı Afrika ve Avrupa kıyılarındaki bilinen yükleme-boşaltma noktalarında sıklıkla devre dışı bırakılıyor.
Gemiler görünüşte Marshall Adaları gibi vergi cennetlerinde kayıtlı paravan şirketlere ait olsalar da, gerçek sahipleri Türk vatandaşları. Bu ağ, ilk kez Türklerin başrolde olduğu yeni bir tür uluslararası suç ortaklığının işaretlerini taşıyor.
“DROP-OFF”: AKDENİZ'DE KOKAİNİN YENİ ROTASI
Bu “drop-off” sistemi aslında yeni değil. Geçmişte kaçakçılar bu taktiği kullanmış ama çoğu zaman başarısız olmuşlardı. Fakat 2022’den bu yana yöntem son derece etkili ve küresel kokain ticaretinde kilit bir araç haline geldi.
En yaygın rota Karayipler çevresindeki limanlardan başlıyor. Yüksek saflıkta kokain bloklarıyla doldurulan büyük kargo gemileri önce Atlantik’i aşıp Akdeniz’e ulaşıyor. Oradan da Türkiye, Karadeniz ve Orta Doğu kıyılarına uzanan geniş bir ağa yayılıyorlar.
Varış noktasına yaklaştıklarında, gemi mürettebatı önceden belirlenmiş bir noktada kokain paketlerini denize bırakıyor. Kısa süre sonra ise balıkçılık kisvesi altında çalışan daha küçük tekneler, bu kargoyu sudan alarak karaya taşıyor.
İşte Akdeniz’deki yeni “drop-off” sistemi böyle çalışıyor.
Şimdi adım adım bakalım:
Tedarik
Kolombiya’da üretilen kokain genellikle Kolombiya ile Venezuela arasındaki su yolları kullanılarak Karayipler’e taşınıyor.
Yükleme
Plutus, Venezuela’daki Sucre Limanı’na uğradıktan sonra Trinidad ve Tobago’ya geçiyor ve adanın batı kıyısında demir atıyor. Derin sularda, silahlı adamlar beş ton kokaini Plutus’a yüklüyor.


Geçiş
Plutus, Atlantik’i geçerek Kanarya Adaları yönüne ilerliyor. Ardından Akdeniz’e girip Capo Passero’nun güneyinde duruyor.
Drop off ve Toplama
Plutus’taki bazı mürettebat üyeleri, beş ton kokaini yüzen ağlar içinde denize atıyor. Ardından gemi rotasını Türkiye’ye çevirip yoluna devam ediyor.

İtalya’nın Bagnara Calabra kasabasından kılıç balığı avı için donatılmış Ferdinando d’Aragona adlı balıkçı teknesi, İtalyan karasularının dışına çıkarak Plutus’un bıraktığı kokaini denizden toplamak üzere yola çıkıyor.

Müdahale ve Ele Geçirme
Guardia di Finanza'ya bağlı Palermo Deniz Hava Komutanlığı (Roan), uçaklar ve devriye botlarıyla bırakma anını izledikten sonra Ferdinando d’Aragonaya müdahale ediyor. Uyuşturucu ancak saatler süren aramaların ardından bulunabiliyor.

Kısa süre sonra Roan ekipleri Plutus’a da çıkıyor. Her iki gemi de Sicilya’ya götürülüyor, limana demirleniyor ve mürettebatları tutuklanıyor.
Piyasa değeri yarım milyar dolar olan beş tonluk bir kokain sevkiyatını doğaçlama bir operasyonla yönetmek mümkün değil. Bu kadar büyük operasyonlar için iki kıtadaki kaçakçılar arasında bir işbirliği şart. Bu işbirliğinde Latin Amerika kartelleri satıcı olarak görev alıp sevkiyatın yüklenmesinden sorumlu oluyorlar. İtalyan mafyalarıysa alıcı; yani malları Akdeniz açıklarından, mümkünse uluslararası sulardan teslim alıyor. Böylece soruşturmanın hangi ülkenin yargı yetkisine girildiği tartışmalı hâle geliyor.
Bu sistemde kaptanlar, mürettebat ve büyük olasılıkla gemi sahipleri arasında gizli bir anlaşma olduğu tahmin ediliyor. Beş bin kilo kokainin kaptanın bilgisi dışında denize bırakılması ihtimali hem mantıksız hem de çok riskli. Bu çapta bir kaçakçılık için gemi sahibinin haberi olmadan hareket edilmesi de pek olası değil.
Drop-off yöntemi ilk kez, Lizbon merkezli MAOC (Denizcilik Analiz ve Operasyon Merkezi) adlı bir Avrupa istihbarat ağı tarafından tespit edildi. 2007 yılında kurulan merkez; yedi Avrupa ülkesi ile ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi’nin (DEA) ortaklığıyla faaliyet gösteriyor. MAOC, genel gemi trafiğini ve bazı konteyner gemilerini izleyerek raporlar hazırlıyor. Bu raporlar ilgili ülkelerin makamlarına iletildikten sonra yetkililer operasyon kararını veriyor.
MAOC’un Uyuşturucuyla Mücadele Merkezi Temsilcisi Albay Luca Parrilli şöyle diyor: “Bir ülke şüpheli bir gemiyi MAOC’a bildirebilir ve o gemi özel gözetim altına alınır. Ama neredeyse hiçbir zaman şüpheyi bildiren ülke, gemiyi durduran ülke olmuyor. Üye sayısı sınırlı.” Parrilli’ye göre, Türkiye gibi MAOC üyesi olmayan ülkeler bir gemiyi ihbar edebilir veya bir gemi hakkında bilgi almak için başvurabilir ancak bir geminin izlenmesi talebinde bulunamaz.
Parrilli, "Drop-off yapan gemilerin çoğu kokaini Trinidad ve Tobago açıklarında yüklüyor, diğerleri ise Surinam açıklarında" diyor. Karayipler’de Venezuela çevresi de bu iş için tercih edilen bir bölge. Atlantik’i geçen gemiler genellikle Fas ile Moritanya arasındaki Batı Sahra açıklarında drop-off yapıyor. “Ancak bu bölge bizim için tam bir kör nokta,” diyor Parrilli.
MAOC, dünya genelindeki denizcilik ve uyuşturucuyla mücadele kurumlarıyla işbirliği yapmaya çalışsa da yetki alanı Avrupa ile sınırlı. Mafya ağlarını doğrudan soruşturmak da görevleri değil; esas olarak gemi takibi yapıyor ve elde ettikleri verileri ulusal makamlara iletiyorlar.
Yine de etkileri büyük: 2023 yılında MAOC’un koordine ettiği operasyonlarda 80 tondan fazla kokain ele geçirildi. Bir yıl önce bu miktar sadece 12 tondu. Konuya yakın bir kaynak şöyle söylüyor: “En az 250 ton kokain, Çetinkaya’nın başında olduğu ve Arnavut mafyası ile İtalyan ‘Ndrangheta’sını içeren bir kaçakçılık ağı tarafından drop-off yöntemiyle Avrupa’ya gönderildi.”
BODRUM AÇIKLARINDA KOVALAMACA
Yeni drop-off sistemiyle ilgili ilk ipucu 2020’de Senegal açıklarında 43 metrelik bir balıkçı teknesinin 1.300 kilo kokainle yakalanmasıyla geldi. Mürettebat kanıtları yok etmek için tekneyi batırmaya çalıştı ama başaramadı. 2021’de ise Surinam’dan yola çıkan Nehir isimli gemi İspanya açıklarında 3,5 ton kokainle durduruldu. Mürettebat bu kez tekneyi batırmayı başardı ama yine de yakalandı. Nisan 2022’de Kanarya Adaları’nda iki ton kokain taşıyan bir balıkçı teknesinin bir kargo gemisiyle buluştuğu tespit edildi.
Ama sistemin gerçek boyutu Temmuz 2022’de ortaya çıktı.
Ocean Blue adlı bir gemi, Batı Afrika ülkesi Gine-Bissau’dan iki ton balık yemi taşıdığını beyan ederek Türkiye’ye doğru yola çıktı. Geminin kokain taşıdığına dair ihbar alan Türk makamları gemiyi izlemeye aldı.
27 Temmuz gecesi saat 22.00’de, gemi Bodrum açıklarında seyrederken, Belgor adlı büyük bir yat ona yaklaştı. Birkaç dakika Ocean Blue’nun yanında kaldıktan sonra Belgor kıyıya doğru yöneldi.
Türk Sahil Güvenliği gece görüş cihazlarıyla bu manevraları izledi ve Belgor’a dur emri verdi. Ancak yat hızlanarak Yunan karasularına doğru kaçmaya başladı. Büyük bir gemi olduğu için yavaş manevra yapmak zorunda olan Ocean Blue ise durduruldu ve arandı. Ancak Belgor’un kaptanı teslim olmaya yanaşmadı. Telsiz uyarılarına kulak asmadı. Polis uyarı ateşi açtı. Mürettebat direnmeye devam etti. Sahil Güvenlik, yatın kıç tarafında kimseyi görmeyince motoruna ateş açtı. Yat agresif manevralarla üç Sahil Güvenlik botunu alabora etmeye çalıştı. Çarpışmaların ardından Belgor, Kalimnos adasına doğru yöneldi.
Türkiye kara sularının sınırına gelen yat, takviye ekipler tarafından çembere alındı ve durduruldu.
Belgor’un güvertesinde dört Türk vatandaşı vardı. Kokain bulunamadı; sadece birer kilo esrar içeren iki çanta ele geçirildi.
Ancak yetkililer, bu kadar yüksek riskin küçük bir esrar sevkiyatı için alınamayacağını biliyor, kargonun denize atıldığına inanıyorlardı.
Sahil Güvenlik, kaçış koordinatlarını takip ederek olası bir drop-off rotasını belirledi. Balıkçılara bilgi verildi. İlk haber birkaç gün içinde geldi: 80 kilo, %70 saf kokain denizden çıkarıldı.
Ancak bu miktar, taşınan asıl yükün küçük bir kısmıydı. IrpiMedia’ya konuşan bir kaynak “Ocean Blue, Türk karasularına girmeden önce Sicilya’nın güney açıklarında, Plutus’un beş ton kokain boşalttığı aynı noktada, 4.900 kilo kokain bırakmıştı” dedi.
2007 ile 2024 yılları arasında, Lizbon merkezli MAOC’un (Denizcilik Analiz ve Operasyon Merkezi) faaliyetleriyle bağlantılı olarak ele geçirilen kokain miktarı (ton cinsinden).
﹌
2023 yılının Mart ayında, MAOC ekibi Akdeniz’e doğru ilerleyen başka bir şüpheli gemiyi tespit etti: Singapore Spirit. Gemi, Trinidad ve Tobago’dan yola çıkmıştı. Sicilya’nın güney açıklarına ulaştığında durdu ve yükünü denize bıraktı. Palermo’daki Guardia di Finanza birimleri gemiyi takip ediyordu ancak kötü hava koşulları nedeniyle müdahale edemediler.
Gemi tekrar hareket etti. Bu sırada Sicilyalı balıkçı tekneleri, 30 deniz mili uzaktaki Libya yönüne sürüklenen kokain kargosunu aramaya başladı. Sonunda polis havadan yükü tespit etti. Operasyon sonucunda iki tondan fazla saf kokain ele geçirildi. Ancak Singapore Spirit’in mürettebatı çoktan ortadan kaybolmuştu.
7 Nisan 2023’te, Fransız donanması Sierra Leone açıklarında Türk bandıralı Med Sea Lion gemisinde dört ton kokain buldu. MAOC’a göre, bu kokain Surinam’dan yüklenmişti. Haziran ayında Shark adlı bir başka kargo gemisi Moritanya açıklarında durdurulduğunda içinde 1.2 ton kokain bulundu.
Bir ay sonra, Plutus adlı geminin Trinidad’dan Türkiye’ye yola çıktığı bilgisi MAOC tarafından İtalyanlar’a bildirildi. Palermo’daki hava-deniz komutanlığı bu kez harekete geçmek için uygun bir fırsat yakalamıştı. MAOC’tan Albay Luca Parrilli şunları söyledi: “Plutus ve Singapore Spirit, kokaini Trinidad açıklarında, doğu sahillerinde yükledi. Gemilerin orada yaptığı sıra dışı manevralar bu şüpheyi doğruluyor. Aynı bölgede yükleme yapan başka gemiler de var.”
Plutus’un sansasyonel bir şekilde ele geçirilmesinin ardından, İtalyan yetkililer henüz drop-off yöntemi kullanan başka bir gemi daha yakalayamadı. Eylül 2024’te Capo Passero açıklarında, Andrea Doria adlı Sicilyalı bir balıkçı teknesinden 540 kilo kokain ele geçirildi. Soruşturma hâlâ devam ediyor.
4 Ekim 2024’te, Türk bandıralı Ras adlı kargo gemisi Kanarya Adaları açıklarında İspanyol gümrüğü ve Fransız polisi tarafından durduruldu. Gemi aynı Ocean Blue gibi Gine-Bissau’dan geliyordu ve içinde dört ton kokain vardı.
En son el koyma ise 2025’in Ocak ayında Martinik açıklarında gerçekleşti. Bu kez bir kargo gemisi değil, Haliç-Equality adlı bir Türk petrol tankeri hedefteydi. Fransız donanması, gemide dokuz ton kokain buldu. Piyasa değeri üç milyar doları aşıyordu.
Bu operasyon, MAOC’un yeni stratejisinin bir sonucu: Artık drop-off gemilerini Akdeniz’e ulaşmadan, rotalarının başında yakalamaya çalışıyorlar.
PERDE ARKASINDAKİ İSİM: URFİ ÇETİNKAYA
Deniz trafiğinin devasa ölçeği ve suç ağlarının gizliliği, tek bir ülkenin –hatta MAOC’un bile– tüm resme hâkim olmasını engelliyor. Ancak IrpiMedia, istihbarat ve yargı belgelerini bir araya getirerek bu ağın bir kısmını ortaya çıkarmayı başardı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanmış yeni bir iddianameye göre, drop-off sevkiyatlarının arkasındaki lojistik ağ –özellikle IrpiMedia’nın tespit ettiği gemilerde– Türkiye merkezli bir yapı tarafından yönetiliyordu. Bu ağın ortasında ise Türkiye’nin en etkili uyuşturucu kaçakçılarından biri olan Urfi Çetinkaya vardı.
Geçmişinde yasadışı sigara ve silah ticareti de bulunan Çetinkaya, Eylül 2024’te cezaevinde öldü. Ölmeden önce, İran, Hollanda ve İspanya’yı kapsayan büyük bir eroin ticareti ağı yönetmişti. En az 2020’den beri de Latin Amerika'dan Avrupa’ya kokain ticaretine dahil olmuş, dropp-off sistemiyle gerçekleştirilen teslimatlar için gereken lojistik ağı sağlamıştı.
Urfi Çetinkaya, emirlerini sadece yüz yüze iletişimle vermesiyle biliniyordu. Tıpkı İtalyan mafya lideri Matteo Messina Denaro gibi, polislerin gözünün önünde ama tamamen görünmez şekilde yaşamayı başardı.
Çetinkaya’nın suç imparatorluğu sıkı şekilde yönetiliyordu. Oğlu kara para aklamadan sorumluydu. Uyuşturucu gelirleri, mermer, maden, emlak ve otomobil sektörlerine aktarıldı. Polis, toplamda 500 milyon doların üzerinde bir mal varlığı tespit etti.
Malta, bu paranın aktarımında kilit rol oynadı. Çetinkaya’nın güvendiği bir isim burada yedi petrol taşımacılığı şirketi kurarak Malta üzerinden milyonlarca avroyu akladı.
Plutus gemisi
Urfi Çetinkaya
Çetinkaya’nın kokain operasyonlarını yöneten isim ise 60 yaşındaki Ali Korman Erbacıoğlu, lakabıyla Babacan idi. Erbacıoğlu aynı zamanda yat, tanker ve nakliye şirketlerine sahipti. Çetinkaya, Kolombiya’dan gelen kargoları, mürettebatı ve gemileri ona emanet etmişti.
Ali Korman Erbacıoğlu, operasyonlara ciddi kişisel risklere girecek kadar dahildi; Ocean Blue ile yapılan tehlikeli teslimat sırasında, Bodrum açıklarında Belgor yatına bizzat kaptanlık yaptığı da biliniyor.
Erbacıoğlu’nun uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarında kullanılan gemi ve mürettebatı temin eden armatörlerle çok sayıda bağlantısı var. Bu kişilerin çoğu Türk, ancak ağ Ukraynalı, Azerbaycanlı ve Suriyeli isimleri de içeriyor.
Erbacıoğlu emirleri doğrudan patronu Çetinkaya’dan alıyor. Ancak Çetinkaya’nın aksine, iletişim kurarken şifreli teknolojiler kullanıyor. Başında olduğu ekip, önce FBI’ın tuzak bir uygulama olarak geliştirdiği Anom uygulamasını (2020–2021 yıllarında), ardından Sky Ecc adlı platformu kullandı. Savcılık bu uygulamalar üzerinden gönderilen mesajları inceleyerek çetenin uyuşturucu trafiğini adım adım ortaya koydu.
Soruşturma sonucunda Çetinkaya, Erbacıoğlu ve bazı ortakları, Light 1, Nehir, Akt 1, Ocean Blue ve Shark adlı gemilerle gerçekleştirilen kokain sevkiyatlarıyla suçlandı.
Ocean Blue‘nun Nisan 2021’de Çetinkaya çetesi adına sefer yapmaya başlamasından, Temmuz 2022’de baskına uğradığı güne kadar Latin Amerika’dan İtalya’ya en az 30 ton kokain taşıyan altı yasa dışı sevkiyat gerçekleştirdiğine inanılıyor.
Babacan tutuklandıktan sonra, operasyonların başına eski Sahil Güvenlik mensubu Sinan Köroğlu geçti. Çetinkaya'nın emirlerini gemilerdeki mürettebata ileten ağın koordinasyonunu üstlendi ve ağın paravan şirketlerinin başına geçti. Onunla birlikte çalışan yeni isim ise, Mardin Meşkinan aşiretinden gelen, denizcilik sektöründe bilinen bir armatör: YD. YD’nin geçmişteki bazı gemileri, silah, göçmen ve yakıt kaçakçılığı nedeniyle durdurulmuştu. Kendisi hakkında kokain kaçakçılığı nedeniyle bir dava açılmadığı için adını burada vermiyoruz.
YD, Çetinkaya'nın kendisine borçlu kaldığını ve bu sebepten kendisini işlerine ortak ettiklerini iddia ediyor. YD’nin aynı zamanda biri akrabası AKP’li iki isim tarafından korunduğu söyleniyor.
YD ve Sinan Köroğlu güçlü bir ikili oluşturdu. Köroğlu tecrübeliydi ve bağlantıları vardı; YD’nin ise gemilere erişimi ve para hırsı. İlk büyük işleri, Singapore Spirit’in Surinam’dan İtalya’ya yaptığı seferi organize etmekti.
2023 başlarında, Çetinkaya’nın ekibi hâlâ Kolombiyalılar, Arnavutlar ve İtalyan 'Ndrangheta ile çalışıyordu. Ancak Singapore Spirit operasyonu sırasında çıkan anlaşmazlık her şeyi değiştirdi.
Gemi altı ton kokainle Karayipler’den Akdeniz’e yola çıkmıştı. Ancak teslimat noktasına yaklaştıklarında, Arnavutlar ve İtalyanlar arasında “yük nereye bırakılacak” tartışması başladı. Bunu fırsat bilen Köroğlu ve YD, yükün yalnızca 2.5 tonunu ortaklar için denize bıraktı, kalan 3.5 tonu kendilerine ayırdı.
İtalyan polisi Guardia di Finanza kargoyu yakaladı. Ancak yakaladığı miktarın beklenenden çok daha az -yani sadece 2.5 ton- olduğunu duyurduğunda, ihanet açığa çıktı. Anlatılanlara göre bunu farkeden Çetinkaya, YD’yi dövdürmüş ve çalınan kargoyu geri getireceğine söz verdirtmiş.
12 Nisan 2023’te, Çetinkaya Türkiye çapında yürütülen geniş çaplı bir operasyon sonucu yakalandı. Altı ay sonra cezaevinde hayatını kaybetti. Bir kaynak IrpiMedia’ya: “Saklandığı yeri, Köroğlu ve YD’nin açığa çıkardığına dair söylentiler var” dedi.
Çetinkaya’nın ölümüne rağmen ağ çökmüş değil. Sinan Köroğlu ve YD, bağlantıları devralmaya, yeni filolar kurmaya ve drop-off rotasını yönetmeye devam ediyordu. Sonraki işlerinden biri Plutus operasyonunu organize etmek olacaktı.
ULUSLARARASI SUÇ KONSORSİYUMU
Gemilerin hareketleri, durak noktaları ve temas kurdukları tekneler incelendiğinde, bu operasyonların arkasındaki organize suç ağlarının küresel boyutu da ortaya çıkıyor. Tüm “drop-off” gemileri, yükleri denize indirdikleri "en sıcak" bölgelerde AIS (Otomatik Tanımlama Sistemi) cihazlarını kapatıyor. Bu da kargo gemilerinin küçük teknelerle buluştuğu noktaları ya da hangi stratejik limanlara yakın seyrettiklerini belirlemeyi neredeyse imkânsız hâle getiriyor.
Veriler, Surinam'dan çıkan gemilerin Hollanda-Fas bağlantılı yapılarla, Trinidad’dakilerin ise yerel çetelerle çalıştığını gösteriyor. Plutus’a verilen denizcilik belgeleriyse Venezuela’nın Sucre Limanı’ndaki bir şirketin de bu trafiğe dâhil olduğunu ortaya koyuyor.
Ancak Trinidad’daki Guardian Media muhabirlerinin görüşüne göre, bu yerel gruplar tekne ya da botlarını kullanarak sadece operasyonel destek sağlıyor. Asıl kontrol, Kolombiyalı kartellerde.
Kokainin Kolombiya’dan olduğu konusunda hem IrpiMedia'nın kaynakları hem de farklı ülkelerden polis teşkilatları hemfikir. Çetinkaya’nın ortaklarından birinin Bogota’ya yaptığı sık seyahatler de bunu doğrular nitelikte.
Türk yetkililer, Kolombiyalı kartellerin bu sistemdeki kârın %50’sini, Arnavut grupların %45’ini aldığını, kârdan geri kalan yüzde 5’in ise Türklerin olduğunu belirtiyor.
Alıcı ise İtalyan mafyası, özellikle de Kalabriya merkezli 'Ndrangheta. Ödemeleri doğrudan Arnavutlara yapıyorlar; geri kalan paylar bu kanal üzerinden aktarılıyor.
İtalyan ve Türk soruşturmalarında, Çetinkaya’nın Arnavut ortakları hakkında önemli ipuçları bulmak mümkün. 12 Nisan 2023’te, polis Çetinkaya’nın İstanbul’daki saklandığı yere baskın yaptığında, onu bazı Arnavut uyuşturucu kaçakçılarıyla birlikte buldu. Bu isimlerden biri de Saimir Bilacaj’dı. Uluslararası faaliyet yürüten ve "Milanino" (Küçük Milan) lakabıyla tanınan Bilacaj, Kompania Bello bağlantılı ve Latin Amerika'dan Milanolu 'Ndrangheta gruplarına kokain tedarik ettiği biliniyor.
Drop-Off’un Arkasındaki Suç Ağı
- Kolombiya karteli kokaini sağlıyor ve gelirin yarısını kontrol ediyor.
- Kompania Bello ile bağlantılı Arnavut gruplar koordinasyonu sağlıyor, %45 pay alıyor.
- Urfi Çetinkaya’yla bağlantılı Türkiye ağı lojistiği sağlıyor, %5 pay alıyor.
- ’Ndrangheta ise nihai alıcı; denizdeki kargoların toplanmasını organize ediyor.
PARAYI ÖDEYEN DOKUNULMAZ
Plutus’un denize bıraktığı kokaini toplayan Ferdinando d’Aragona adlı balıkçı teknesinde Arnavut bir adam da çalışıyordu. Bagnara Calabra’dan genç bir kaptan tarafından işe alınmıştı. Bu ve diğer deliller, yükün 'Ndrangheta’ya –özellikle Locride klanlarına– teslim edildiğine dair şüpheleri güçlendirdi.
Ancak davada bazı sorular yanıtsız kaldı. Plutus ve Ferdinando d’Aragona’nın kaptanları susma hakklarını kullandı. Aralık 2024’te her biri 16 yıl hapis cezası aldı. Fakat gemilerde görevli diğer denizciler kendilerini savunmaya karar verdi ve Sicilya’da denizcilik davalarında uzman iki avukat olan Anna Maria Polizzi ve Leonardo Marino ile anlaştılar.
Denizciler, gemideki iki Türk mürettebat –Erkan Tekin ve Tahir Ergin Aycun– tarafından tehdit edildiklerini ve Trinidad açıklarında “özel ve tehlikeli bir maddeyi” taşımaya zorlandıklarını söyledi.
Bu savunma işe yaradı. 3 Temmuz’daki duruşmada mürettebat beraat etti. Erkan Tekin ve Tahir Ergin Aycun, 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Tahir Ergin Aycun’un daha önce Singapore Spirit operasyonuna da katıldığı, hatta YD’nin akrabası ve güvenilir adamı olduğu iddia ediliyor.
YD ve Sinan Köroğlu’na ulaşmak mümkün olmadı. Sicilya’da yargılanan denizcilerin hiçbiri, avukatlarına gönderilen yorum taleplerimize yanıt vermedi. Tutuklananlar ve avukatları, gemilerin asıl sahiplerini veya onları yöneten suç örgütlerinin kim olduğunu açıklamadı.
Türkiye’de yapılan teknik takipler, Çetinkaya grubunun denizcilere susmaları karşılığında avukat masraflarını karşıladığını gösteriyor. IrpiMedia’nın analizine göre, bu “patronlar” kendilerini offshore vergi cennetlerinde kurulmuş karmaşık şirket ağlarıyla gizliyor.
Filoları ise Karadeniz’den Latin Amerika’ya, Batı Afrika’dan Libya’ya kadar durmaksızın hareket ediyor.
Birkaç gemi baskını, tutuklama ya da mafya liderinin ölümü bu yapının temelini sarsmaya yetmiyor. Akdeniz’de kurulan bu yeni nesil kokain rotası –adı konmuş şekliyle drop-off sistemi– bölgeyi giderek uyuşturucu kaçakçılığının serbest limanına dönüştürüyor.
Haberin yapılmasında katkıda bulunanlar: Can Bursalı ve Simone Olivelli
Editörler: Craig Shaw and Giulio Rubino
Grafikler: Lorenzo Bodrero
Çeviri: Cemre Demircioğlu, Zeynep Şentek