Kuşlar Gittiğinde

Türkiye’nin sulak alanları mega projelere feda ediliyor.

by Zeynep Şentek

20 October 2025

Turkey

“Buralar eskiden kıpkırmızı olurdu,” diye anlatıyor 66 yaşındaki Gürsel Çakır, İzmir’de Çaltılıdere’ye akın eden flamingoları hatırlayarak. “Yüzlercesi gelirdi. Rengârenk uçarlarlardı. İnşaat başlayınca hepsi gitti.”

Bir zamanlar göçmen kuşların onlarca türüne mola yeri ve balıklara üreme alanı olan bu bölge, şimdi denizi kıyıdan bir kilometreden fazla ileriye iten çorak bir beton kütleye dönüşmüş durumda. Eskiden sulak alan olan bu yerde, şimdi lüks yatların inşa ve onarımı için kullanılacak bir tesis inşaatı var.

646 kilometre ötede Karadeniz kıyısındaki Filyos Deltası da artık yok. Nadir türler de dâhil olmak üzere yüzlerce hayvan türüne ev sahipliği yapan vadi, devlet tarafından doğalgaz depolama sahası ve organize sanayi bölgesine dönüştürüldü.

Çaltılıdere ve Filyos, Türkiye’nin ekonomik büyüme uğruna yarattığı ekosistem tahribatının sadece iki örneği. Bilim insanları, sulak alanların sel ve erozyon gibi felaketlere karşı doğal savunma sistemleri olarak hayati önem taşıdıkları konusunda hemfikir. Şirketler ve hükümet ise bu alanları “bataklık” ya da “çorak yer” olarak yaftalayıp değersizleştiriyor. Ekolojik açıdan önem taşıyan bu yaşam alanları, yerel halka istihdam ve yatırım vaatleri verilerek gözden çıkarılıyor.

The Black Sea, Türkiye’nin de dâhil olduğu 30 Avrupa ülkesinde inşaatların doğaya verdiği zararı ölçmeyi amaçlayan Yeşilden Griye (Green to Grey) adlı uluslararası gazetecilik projesi kapsamında bu iki sulak alanı inceledi. Avrupalı 11 haber odasından oluşan proje ekibi, Norveç Doğa Araştırma Enstitüsü ile iş birliği yaparak doğal alanların inşaata kurban gittiği bölgeleri saptamak için yapay zekâ ve uydu görüntülerini birleştiren özgün bir yöntem geliştirdi.

Araştırmamız gösteriyor ki Türkiye, 2018-2024 yılları arasındaki altı yıllık dönemde tahmini 1.860 kilometrekarelik doğal alanı kaybıyla 30 Avrupa ülkesi arasında ilk sıraya yerleşiyor. Bu yaklaşık 280.000 futbol sahası büyüklüğünde bir alana denk geliyor. Tespit ettiğimiz doğal alan kayıplarının büyük kısmı “mega” projeler, sanayi bölgeleri ve maden alanlarından kaynaklanıyor.

"Her düşündüğümde yüreğim sızlıyor"

Mahalli sulak alan komisyonu Nisan 2017’de, bölgenin sulak alan özelliklerini doğrulayan uzman gözlemlerine ve raporlarına dayanarak Çaltılıdere’nin koruma statüsünün devamına oy çokluğuyla karar vermişti. Bu kararın, sanayi kooperatifi YATEK’in Çaltılıdere sulak alanı üzerine yat üretim tesisi kurma planlarını durdurması gerekiyordu.

Ama öyle olmadı. Karardan altı ay sonra, 26 Ekim 2017’de, konu “kamu yararı” gerekçesiyle komisyonda yeniden gündeme getirildi. 16 komisyon üyesi bir odada toplandı ve mesele tekrar tartışıldı. Ancak bu kez ortamda belirgin bir baskı havası vardı. Toplantının sonunda dengeler Çaltılıdere aleyhine döndü ve komisyonun yarısı YATEK’in inşaat planlarına destek verdi. Bu, Çaltılıdere sulak alanı için sonunun başlangıcıydı.

“Ben sulak alanı savunmak için oradaydım,” diye anlatıyor bir komisyon üyesi. Oldukça gergin ve kavgalı geçen toplantının sonunda valilik çifte oy kullanıp oy eşitliğini bozdu ve Çaltılıdere devletin gözünde sulak alan olmaktan çıkmış oldu. Üzgün ve öfkeli komisyon üyesini toplantıdan sonra başka bir üye avuttu: “Kurtaramadık bu sefer, çok düşünmemeye çalış,” dedi ve ekledi “Şu anda bu ülke, senin gibi insanların istediklerinin olmadığı bir yer.”

Komisyondan altı ay önce, o zamanki YATEK Başkanı Aslan Bilgi bir dergiye yazdığı makalede niyetlerini açıkça dile getirmişti: “Bu bölge ile alakalı daha önceden verilmiş olan sulak alanlar kararı, bizlere biraz zaman kaybettirmektedir. Dokuz Eylül Üniversitesi’nden görüş almak için çalışmalar yapıyoruz. Eğer istediğimiz sonuç çıkmazsa Ege Üniversitesi’nden görüş alacağız.”

Uzman görüşü arayışı işe yaramıştı. Sonraki komisyon toplantısında, valilik makamı Ege Üniversitesi’nden alınan yeni raporu sundu. Bu raporda Çaltılıdere hakkında “birçok tür için yaşama ortamı olma ve kendi kendini koruyabilme ve yenilenebilme özelliğini kaybetmiştir” deniyordu. Valilik makamı nihai kararını verirken bu raporu esas gerekçe olarak kullandı.

“Sonunda katakulli yaptılar,” diye anlatıyor komisyon üyesi, “ve buranın sulak alan özelliğini iptal ettiler.” Diğer üyelerden farklı olarak, kuş gözlemi için gittiği Çaltılıdere kendisinin iyi bildiği bir yer. “Ara ara hâlâ olanları düşünüyorum ve her düşündüğümde yüreğim sızlıyor,” diyor. “Oradan bir daha hiç geçmedim, görmek istemiyorum.”

Video: Yatek

Bugün Çaltılıdere’deki manzara oldukça sarsıcı. Eskiden sulak alanın sınırı olan yerde durduğunuzda manzara göz alabildiğine sadece beton. Ne balık var, ne kuş. Etraftaki tek hayvan YATEK’in yapay atık su kanallarından birine sıkışmış bir yavru deniz kaplumbağası. Oysa burası bir zamanlar pelikanlar, flamingolar, ördekler, karabatakların uğrak yeri ve çipura ve levreklerin ise yıl boyu yaşadığı canlı bir ekosistemdi. “Balık yumurtalarını çıplak gözle görebiliyordum,” diyor Gürsel Çakır. “O kadar çoktular ki.”

Sayısız tür için yaşamsal öneme sahip habitatlar olan sulak alanlar şehirleşme ve iklim değişikliği nedeniyle her geçen gün daha fazla baskı altında. Sulak Alanlar Sözleşmesi Ramsar’ın 2025 tarihli raporuna göre, Akdeniz bölgesi son 30 yılda sulak alanlarının yüzde 20’sini kaybetti. Ancak sulak alanlar sadece kuşlar ve balıklar için önem taşımıyor. Bu yerler aynı zamanda karbon deposu ve doğal taşkın koruma sistemi işlevleri de görüyor. “Sulak alanlar doğal bir sünger gibi davranarak yağışlı dönemlerde fazla suyu tutar, kurak dönemlerde ise bu suyu yavaş yavaş geri verir. Böylece hem taşkınları hem de kuraklık etkilerini hafifletir,” diyor Doğa Derneği’nden sulak alan uzmanı Burçin Yaraşlı. “Bu alanlar yok edildiğinde çevrede yaşayan insanlar doğrudan daha büyük risklerle karşı karşıya kalır.”

Bir sulak alanı düzleştirip betonla kaplamak, yağmur suyunu emmesini önleyerek bu ekosistemin doğal tampon olma özelliğini ortadan kaldırıyor. “Sulak alanlar boşuna sulak değil. Doğa, fazla suyun bu yerlerde bu şekilde akmasını planlamıştır,” diye açıklıyor Norveç Doğa Araştırma Enstitüsü’nden sulak alanlar uzmanı Anders Lyngstad. “Buna müdahale ettiğinizde, su normalde gitmeyeceği yerlere gider.” Bu da çevredeki kasaba ve şehirleri taşkın ve sel riskine açık hale getiriyor.

YATEK, yat tersanesinin bölgeye büyük bir ekonomik büyüme ve binlerce iş olanağı getireceğini iddia ediyor. Şirket, inşaatı en kısa zamanda bitirip bir an önce üretime başlamayı hedefliyor ve yıllık 500 milyon avroluk yat ihracatı öngörüyor. Eski YATEK başkanı 2021’de verdiği bir röportajda, “Türkiye’nin ve dünyanın en zenginleri, büyük yatlarını buraya getirip onaracak ya da inşa ettirecek,” demişti. YATEK, yılda 132 lüks yat üretmeyi planlıyor.

YATEK bize yazılı olarak verdiği demeçte, “Söz konusu yatırım çevresel düzenlemelere tamamen uygun, doğaya ve ekosisteme saygılı, sosyal açıdan sorumlu ve ekonomik açıdan da bölgeye ve ülkemize büyük fayda sağlayacak nitelikte bütüncül bir projedir,” dedi.

Milli gurur zengin biyoçeşitliliğe karşı

Karadeniz kıyısındaki Filyos Deltası, Çaltılıdere ile aynı kaderi paylaştı. 300’den fazla kuş türüne ev sahipliği yapan büyük bir sulak alan olan Filyos, hükümetin “Filyos Vadisi Projesi”nin merkezinde yer alıyor. Bu proje, deltayı ortadan kaldırarak yerine doğal gaz depolama tesisi, organize sanayi bölgesi ve dev bir liman inşa etmeyi amaçlıyor. Senaryo tanıdık: sanayileşme doğanın önüne konuluyor, bilim insanlarının uyarıları ve yerel halkın istekleri görmezden geliniyor, ardından da inşaata mümkün olan en kısa sürede başlanıyor.

2020 yılında Karadeniz’de doğalgaz rezervlerinin keşfedilmesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun “Türkiye tarihinin en büyük gaz keşfi” olduğunu duyurmuştu. Hükümet, bu rezervlerin Türkiye’nin doğal gaz ihtiyacının yüzde 30’unu karşılayacağını vaat etti. Filyos Deltası, keşif gemilerine en yakın kara parçasıydı. Bir yıl sonra, köylülere ait 50 hektarlık arazinin acele kamulaştırılması ve BOTAŞ’a devredilmesi yönünde bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi imzalandı. Birkaç ay sonra BOTAŞ, iş makinelerini Filyos’a gönderdi; köylülerin meyve ağaçları söküldü, tarım arazileri dümdüz edildi.

Daha sonra vadide ek alanlar da tahsis edildi – bunlar arasında yaklaşık 600 hektarlık bir sanayi bölgesi de vardı. 2021 yılında yaptığı bir konuşmada Erdoğan, Filyos Projesi’ni “Türkiye’nin ilk mega endüstri bölgesi” olarak tanıttı; “büyük yatırımcıları bölgeye çekecek” ve “Türkiye’nin üretimine, ihracatına ve istihdamına çok önemli bir katkı sunacak” dedi.

Doğal gaz işleme ve depolama tesisine ek olarak proje artık büyük bir limanı, organize sanayi bölgesini ve sanayinin yayılabileceği 620 hektarlık ek bir “serbest bölge”yi de içeriyor.

Filyos Deltası, Türkiye’de bulunan 40 nadir kuş türünün yaklaşık 30’una ev sahipliği yapıyordu. Bunlar arasında tehlike altında olan türlerden yelkovan, tel kuyruk, büyük orman kartalı ile iri yapısı ve dağınık görünümüyle kuş gözlemcileri arasında hayranlık uyandıran tepeli pelikan da vardı.

Geçmişte yayınlanan araştırmalar, bölgenin “biyoçeşitlilik açısından oldukça zengin” ve “yalnızca kuşlar için değil pek çok canlı grubu için de zengin bir ortam” olduğunu ortaya koymuştu. Paçalı şahin, çöl ötleğeni ve kara ördek Türkiye’de ilk kez Filyos’ta gözlemlenmişti. Verimli alüvyonlu topraklarında çilek, mısır ve pancar yetiştiriliyordu.

“Filyos Deltası ve Vadisi, sulak alanlar açısından büyük öneme sahip. Karadeniz’de tarım arazileri oldukça kısıtlıdır, bu nedenle bölgedeki tarım alanları son derece kıymetli,” diyor şehir plancısı ve TEMA Vakfı’nda çevre politikaları uzmanı olan Esra Yazıcı Gökmen. “Gözümüz gibi korunması gerekiyor.”

Video: TPAO

Filyos’u koruma mücadelesi 2000’li yılların başına kadar uzanıyor. Devlet, vadinin sanayiye açılmaya uygun olduğunu ilan ettiğinde, TEMA Vakfı 2010 ve 2012 yıllarında hukuki yollara başvurdu ve başlangıçta başarılı da oldular. Uzman raporları TEMA’nın savlarını destekledi ve planlar durduruldu. Hatta 2015 yılında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın kendi fizibilite raporu Filyos Deltası’nın “çevresel açıdan hassas” olduğunu belirtiyor, vadideki ormanlar ve sulak alanlar nedeniyle “büyük sanayi parsellerinin oluşturulmasının mümkün görünmediğini” ifade ediyordu.

Ama kazanılan her davanın ardından proje kısa süreliğine yok olup sonra yeniden belirdi. TEMA’nın açtığı beşinci ve son davada, mahkeme TEMA’nın argümanlarını reddetti. “Açılan davalar sonucunda, Filyos Vadisi’nin sanayi amaçlı yapılaşmaya uygun olmadığı bilimsel ve hukuki açıdan ortaya konmasına rağmen, mahkeme kararları ve gerekçeleri hiçe sayıldı,” diyor Esra Yazıcı. “Vadinin ekolojik dengeleri geri dönüşsüz biçimde bozulma pahasına bölgede sanayi çalışmaları geliştirildi.”

Görüş aldığımız uzmanlar bu kadar büyük bir deltada, hele ki doğalgaz tesisi gibi bir yapının inşa edilmesine şaşırdıklarını ifade etti. Anders Lyngstad’a göre, “Böyle alanlara kritik altyapılar inşa etmek oldukça riskli. Selin geleceği yer burası. Burası, akan suyun nihayetinde ulaşacağı yer.”

Filyos Projesi kapsamında deltadan geçen nehrin taşkınlarını beton sel duvarları ve seddeler ile kontrol altına almak amacıyla kapsamlı bir inşaat başlatıldı. Projenin çevresel etki değerlendirmesi, nehrin su debisinin normalin 20 katına kadar çıkabileceğini belirtiyor. Lyngstad’a göre sel duvarları uygun şekilde inşa edildiğinde etkili koruma sağlayabilir. Ancak yine de bunun bir garantisi yok: “Her zaman kendinizi tehlikeden duvarla koruyamazsınız. Çok şey yapabilirsiniz, ancak taşkınları kontrol altına alamama riskiniz de vardır. Ve eğer işler ters giderse, büyük bir felaketle karşı karşıya kalırsınız.”

Filyos Nehri’nin inşaat öncesinde doğal akışı. Kaynak: BNB İnşaat

Su debisi normal seviyesinin 20 katına ulaşabilen nehir için inşa edilen taşkın koruma duvarı. Kaynak: BNB İnşaat


Filyos ve Çaltılıdere, Türkiye’nin kalkınma ve ekonomi yaklaşımının iyi iki örneği. Ekolojik değeri yıllar boyu hem devlet hem de uzmanlarca kabul edilmiş ancak para ve oy uğruna apar topar feda edilmiş iki ayrı kıyıda iki sulak alan. Bilim insanları ve uzmanlara göre bu örnekler, iklim değişikliğinin etkilerine karşı uzun vadeli korunma şansımızı harcayarak kısa vadeli büyüme uğruna yaptığımız tercihlerden yalnızca ikisi.

“Bir deltada yaşayan yüz binlerce kuşun göç rotasını sürdürmesi ya da balıkların neslini devam ettirmesi gündelik kaygılar arasında çoğu zaman görünmez kalıyor. Oysa bilimsel açıdan baktığımızda sulak alanlar, hem biyolojik çeşitliliğin hem de insan yaşamının devamlılığı için eşsiz ekosistemler,” diyor Burçin Yaraşlı. “Onları yok etmek, aslında kendi geleceğimizi tüketmek anlamına geliyor.”


Banner video: Flamingos in Izmir / Doğa Derneği

greentogrey.eu Arena for Journalism in Europe ve Norveç medyası NRK tarafından başlatılan bir araştırmacı veri gazeteciliği projesidir. Bu uluslararası iş birliğinde De Standaard (Belçika), Le Monde (Fransa), Long Play (Finlandiya), Die Zeit (Almanya), Reporters United (Yunanistan), Facta (İtalya), NRK (Norveç), Gazeta Wyborcza (Polonya), Datadista (İspanya), The Black Sea (Türkiye) ve The Guardian (Birleşik Krallık) yer alıyor.

Proje için bilimsel uzmanlığı Norveç Doğa Araştırma Enstitüsü (NINA) sağladı.

Green to Grey projesi, Journalismfund Europe ve IJ4EU desteğiyle üretildi.

Return to stories


Follow us