Sızan AB belgeleri Türkiye mülteci anlaşması fonları üzerindeki anlaşmazlığı ortaya çıkarıyor

Sızan gizli belgeler, AB üye devletlerinin Türkiye ile yapılan mülteci anlaşmasının devamı için fona katkı yapmaktan hoşnut olmadıklarını gösteriyor

Zeynep Şentek ve Craig Shaw

31 March 2018

Read

Önde gelen Avrupa Birliği ülkeleri, Suriyeli mültecileri Avrupa dışında tutmak için Türkiye ile yaptıkları altı milyar avroluk anlaşmaya maddi katkıda bulunmak konusunda rahatsız.

Türkiye'den giriş yapmış mültecilerin Avrupa'ya iltica taleplerinde ciddi bir düşüş kaydedilmesine rağmen, üye devletler bu mega-anlaşma için milli kasalarından harcamak yerine üyelik öncesi aday fonlarının harcanmasını veya Avrupa bütçesinin diğer kalemlerinden aktarım önerdiler.

Belgeler aynı zamanda Avrupa Komisyonu’nun, üye devletlere üç milyar Avro tutarındaki ilk ödemenin nasıl harcandığı konusunda net bilgi vermeden ikinci üç milyarlık dilimi acele şekilde açıkladıklarını gösteriyor.

Para. AB liderleri ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üzerinde tartıştıkları mesele buydu.

Kasım 2015 tarihinde Antalya'da düzenlenen G20 Zirvesi'nde, Erdoğan'ın Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'a sözleri, “Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarını açıp mültecileri otobüslere bindirip göndeririz,“ oldu.

Bu görüşmenin ayrıntıları Yunan basınında yayınlandıktan sonra ortaya çıkan utanç verici tabloda, toplam 2,5 milyon mülteciyle ev sahipliği yapan hırçın bir Türkiye karşısında boyun eğen, korku dolu bir Avrupa vardı.

Bu anlaşmazlık, AB'nin mültecilerin Avrupa'ya girmesine engel olunması karşılığında Türkiye'ye yeni bir anlaşma çerçevesinde ödemesi gereken tutarın yanlış anlaşılmasından kaynaklandı.

Juncker üç milyar avronun kabul gördüğünü düşünmüş, Erdoğan ise tatmin olmamıştı.

Türkiye Cumhurbaşkanı'na göre eğer AB yalnızca üç milyar avro vermeyi planlıyorsa, “daha fazla konuşmaya gerek yok“tu.

Miktarın altı milyar olması gerekiyordu.

Bu gergin istişarelerin sonucunda AB'nin Türkiye'deki Mülteciler için Mali Yardım Programı, yani FRiT ortaya çıktı ve 18 Mart 2016 tarihinde nihai şeklini aldı.

Juncker ve Tusk boyun eğdi. 'Anlaşma', Suriyelilere finansal yardım başlığı altında her biri üç milyar Avro olmak üzere iki dilimde ödenecek fonu onaylıyordu. Birinci dilim Mart 2018 tarihine kadar harcanacak, kalan üç milyar ise takip eden iki yıl içerisinde değerlendirilecekti.

AB, kalan üç milyar avroluk fonu temin etmeye hazır olduğunu geçtiğimiz günlerde açıklamıştı.

Ancak The Black Sea'nin ulaştığı ve European Investigative Collaborations (EIC) konsorsiyumu ile paylaştığı gizli belgelere göre, birliğe üye 28 devletin her biri bu anlaşmadan hoşnut değil.

Komite tutanakları, milli delegelerin ülke bütçelerinden bu fonu karşılamaya devam etmekten hoşnutsuz olduklarını ifade ettiklerini gösteriyor. Alternatif olarak, AB üyeliğine aday ülkelerin katılım öncesi (IPA) bütçelerinden ya da AB'nin genel bütçesinden fona para aktarılmasını öneriyorlar.

Belgeler, ikinci ödeme diliminin nasıl bir telaş içinde onaylandığına da dikkat çekerken, aynı zamanda 26 Mart 2018 tarihinde Erdoğan'ın katılımı ile Varna'da gerçekleşen AB liderleri toplantısı öncesi Türkiye'nin yatıştırılmaya çalışıldığı izlenimini veriyor. Bu hamle bütün üye ülkeler nezdinde “derin bir memnuniyetsizlik“ yaratmış.

Türkiye ve Avrupa arasında iki yıl önce varılan uzlaşıda, gönderilen ilk üç milyar avronun bir milyarı AB'nin kendi bütçesinden, kalan iki milyar ise üye devletlerden temin edilmişti.

En büyük katkı, neredeyse yarım milyar avro ile Almanya'dan geldi. Katkı miktarı konusunda Almanya’yı sırasıyla İngiltere, Fransa ve İtalya takip etti. Aralık 2016 itibariyle bütün üye ülkeler paylarına düşen miktarları fona aktardılar.

Kaynak: Avrupa Konseyi, 2016

Yürütme Komitesi'nin mülteci anlaşmasına dair tutanakları, 'ikinci dilim' meselesinin 28 Haziran 2017 tarihinde ele alındığını gösteriyor. Bu komite toplantıları, AB'nin Türkiye'deki Mülteciler için Mali Yardım Programı'nın (FRiT) “koordinasyonu ve verimli kullanımı“ etrafında şekilleniyor.

Bir görüşmede, diğer tüm temsilciler gibi kimliği gizli tutulan Alman temsilci, ikinci üç milyar avroluk dilim hakkında vakitsizce karar verilmemesi konusunda uyarıda bulunuyor. AB'nin Türkiye'deki Mülteciler için Mali Yardım Programı'nın halihazırda onaylanmış projelerin gidişatına odaklanması gerektiğini savunuyor. Toplantıdaki diğer üye devletler de Almanya ile mutabık kalıyor.

FRiT’in Yürütme Komitesi toplantıları her birkaç ayda bir, Avrupa Komisyonu'nun başkanlığında Brüksel’de gerçekleşiyor. Her AB üyesi bir sandalye ile temsil edilirken, zaman zaman çeşitli parlamenterler görüşmelere gözlemci olarak katılabiliyor.

Türkiye bu toplantılara açıklamalarda bulunmak ve güncel durumu aktarmak üzere iştirak ediyor. Ancak komisyon üyeleri paranın nasıl kullanıldığını, FRiT'in gidişatını ve ülkedeki uygulamaya dair sorunları tartıştığında Türk delegeler odada bulunmuyor.

Altı AB ülkesi mülteci anlaşmasına nakit temini için AB bütçesinden finansman öneriyor

Şu anda yaklaşık 3,5 milyon mülteci ağırlamakta olan Türkiye, tahmin edileceği üzere Yürütme Komitesi toplantılarına gönderdiği delegelerini fonların aciliyetle temini konusunda baskı oluşturmak ve gelecekteki finansmanlara dair kararların ivedilikle alınması için kullanıyor.

Üye devletler ödemelerin çabuklaştırılması bir yana herhangi bir ödeme yapılması konusunda dahi isteksizler.

Türkiye'nin mültecilerin Avrupa'ya geçişini azaltmak adına attığı aman zaman tartışma yaratan adımlarına rağmen , Haziran 2017 tarihindeki toplantı sonrası bazı üye ülkelerin FRiT'den doğan yükü AB'nin ana bütçesine yıkmak istedikleri söylentileri Avrupa medyasında dolaşmaya başlamıştı.

Hiçbir yetkili, Avrupa Konseyi'ne gönderilen ve ikinci üç milyar avroluk dilimin sadece AB bütçesinden karşılanmasını öngören gizli belgede katkısı olduğunu açıkça kabul etmemişti.

Tutanaklar bu belgenin, altı üye ülke - Almanya, Fransa, Avusturya, İsveç, Danimarka ve Finlandiya - tarafından “ortak bir deklarasyon“ olarak imzalandığını teyit ediyor. Bu ülkeler komisyondan “varsayılan ikinci bir dilimin tamamıyla AB bütçesinden nasıl finanse edilebileceğinin incelenmesini“ talep etmişler.

Hollanda da kendini bu planla “ilişkilendiriyor“. Öyle görülüyor ki, Avrupa ülkeleri Türkiye’deki mültecilerin getirdiği finansal yükü daha fazla paylaşmak istemediler.

Tutanaklar aynı zamanda, halihazırda kullanılan 3 milyar avroluk fonun AB bütçesinden karşılanan bir milyarlık kısmının nasıl temin edildiğinin açık olmadığına ve bu durumun endişe verici olduğuna da dikkat çekiyor.

Anlaşmanın uygulamaya geçmesinden bir buçuk yıl sonraya denk gelen 8 Kasım 2017 tarihli toplantı esnasında Almanya, komisyona yönelttiği soruyla AB'den gelen bir milyar avroluk katkının nasıl finanse edildiğinin ve hangi bütçeden aktarıldığının netleştirilmesini istiyor. Delege paranın nereden geldiğini bilmek istiyor: “4 no’lu kalemden artan mı, esnek fonlardan ya da diğer programlardan yapılan kesintiler ve saire mi?“

Komisyon temsilcisi Maciej Popowski, soruyu toplantı esnasında cevapsız bırakıyor.

Yeter ki Erdoğan Bulgaristan'da mutlu olsun

Komisyon, AB üyelerinin homurtularına rağmen 9 Mart'taki son toplantıda, “ikinci dilimin finansmanına dair kararın beş gün içerisinde, yani 13 Mart tarihinde alınacağını,“ belirtiyor.

Bu tarih, alınacak kararı Bulgaristan'ın Varna şehrinde 26 Mart tarihinde yapılan üst-düzey toplantıya yetiştirmiş oluyordu. Bu zirvenin, hakaretlerle geçen yıllardan sonra AB liderleri ve Erdoğan'a, ilişkilerini geliştirebilmeleri ve mülteciler de dahil olmak üzere karmaşık sorunları masaya yatırabilmeleri için platform sağlayacağı tahmin ediliyordu.

Anlaşılan o ki Avrupa Komisyonu, FRiT'in finansmanındaki gecikmelere dair Erdoğan'ın hoşnutsuzluk göstereceğini öngörmüştü; toplantı notları da Erdoğan'ın Varna’dan eli boş ayrılmaması için AB'nin ikinci dilimi telaşla kabul ettiğini düşündürüyor.

Bu süratli açıklama, son komite toplantısında şikayetleri de beraberinde getiriyor. Toplantı notlarına göre, bütün üye devletler “sürece dair derin hoşnutsuzluklarını“ ifade ediyorlar; bir yandan da para konusundaki kararların alt çalışma grupları yerine daha üst, politik bir düzeyde tartışılmasından rahatsız olduklarını belirtiyorlar.

Üye devletler ayrıca, ikinci dilimi onaylayabilmeleri için bir nevi ön şart olan, ilk etapta verilen üç milyar Avro'nun nasıl harcandığına dair bir raporun kendilerine henüz verilmemiş olmasından da şikayetçi oluyorlar.

Türkiye ve AB: Kırılgan bir Ortaklık

Peki ikinci 3 milyar için AB parayı nereden bulabilirdi? Komisyon “senaryoda değişiklik yok“ diyerek bastırdı. Üye ülkeler fonun büyük kısmını yine ceplerinden verecekti. Komisyon, AB bütçesinin “halihazırda baskı altında“ olduğu, tüketilmesinin yerinde olmayacağını açıkladı.

Aynı toplantı sırasında bazı üye devletler, alternatif olarak paranın 'Katılım Öncesi Yardım Aracı' (IPA) diye anılan, Türkiye ve diğer ülkelerin AB'ye adaylıklarını destekleyen mekanizma olan bütçeden karşılanabilir olup olmadığını sorguluyorlar. Türkiye'nin IPA bütçesi, kamusal politikaların ve kurumların AB standartlarına yükseltilmesi üzerine kurulu.

Komisyon ise bu öneriyi gerçekçi bulmuyor.

İkinci dilimin ilan edilmesinden sonra bile Almanya, Fransa ve Belçika delegeleri mevcut finansal modelin sürdürülemez olduğunda ısrar etmeye devam ediyor. Kapalı kapılar ardındaki direnişe rağmen AB, mülteciler konusunda Türkiye ile arasındaki siyasi ittifakı ve FRiT programını ayakta tutmaya kararlı görünüyor.

Çünkü FRiT'i devreden çıkarmak sadece Avrupa'ya giriş yapmayı deneyecek yeni bir mülteci akını riski taşımakla kalmıyor, aynı zamanda 28 üyeli birlik içinde göç karşıtı eğilimlerin artması ihtimalini de beraberinde getiriyor.

Pazartesi günü gerçekleşen Varna Zirvesi’nde Donald Tusk, Türkiye ve AB'nin mültecilerin korunması noktasında “çok yakın iş birliği içinde“ olmaya devam ettiğini söyledi. Yeni onaylanan fona atfen, “Bu akşam, Avrupa Birliği'nin desteğini sürdürmede şüphe götürmeyecek kararlılığını teyit etmiş olduk,“ şeklinde konuştu.

Erdoğan da memnun gözüküyordu.

“Türkiye - AB ilişkilerinde zorlu bir dönemi geride bırakmış olmayı umuyoruz,“ dedi. “AB'nin bu konudaki ilgisi hem mültecileri rahatlatacak hem de bizim çalışmalarımızı hızlandıracaktır.“

Birçok üye devlet ise kendi aralarında bu anlaşmadan olası çıkış stratejilerini tartışıyor. AB’nin Türkiye ile arasındaki bu hem Suriye'de süren savaşın insani sonuçlarını gözetmek hem de savaşın kurbanlarını Avrupa'dan uzak tutmak üzerine kurulu endişe verici ittifakın daha ne kadar sürdürebileceği ise meçhul.

Tutanaklar ise Türkiye'nin şimdiden üçüncü bir ödeme dilimini istemeye hazırlandığını gösteriyor.


Proje ekibi: John Hansen (Politiken), Emilie Ekeberg (Danwatch), Şebnem Arsu (The Black Sea), Hanneke Chin-A-Fo (NRC), Francesca Sironi (L’Espresso)