Football Leaks’ten çıkan Kazak-Türk aile, mafya bağlantıları ve ‘gangster kapitalizm’ [1. Bölüm]
Zeynep Sentek , Craig Shaw / 2016-12-21
Lead

Football Leaks'ten çıkan milyonlarca belgenin merkezinde Doyen Grup ve ardındaki Kazak-Türk Arif ailesi bulunuyor. 25 yıldır sessizce büyüyen ve ilişkiler ağı mafya üyelerini, oligarkları ve hatta devlet başkanlarını kapsayan bu aileyi ve Kazakistan, Türkiye ve Amerika'daki bulanık işlerini araştırdık.

[Birinci Bölüm]

(Mina Eroğlu'nun katkılarıyla)

#FootballLeaks

Daha fazla Football Leaks haberi için tıklayın

Share this story

İllüstrasyon: Corina Dragomir

 

Football Leaks'le sızdırılan verilerin merkezindeki Arif ailesi ve Doyen Group kimlerden oluşuyor, sermayeleri nereden geliyor ve bağlantıları kimler?

Kazak iş adamı Tevfik Arif, 30 Mart 2013’te Katar kraliyet ailesinin gönlünü almak için kibar bir mektup yazdı: “İstanbul’da buluşamadığımız için özür dilemek amacıyla sizlere yazıyorum. Oğlum Arif neler olduğunu anlattı, olayların gidişatı dolayısıyla çok büyük hayal kırıklığına uğradım ve üzüldüm.”

Tevfik Arif’in bu mektubu yazma sebebi, iki hafta öncesinde gerçekleşen ancak planlandığı gibi gitmeyen bir tanışma toplantısıydı. Katar kraliyetinin yatırım şirketi Qatar Investment & Projects Development Holding Co (QIPCO) yöneticileri İstanbul’a gelmişti. Akıllarında Türkiye’de bir kaç milyar dolarlık yatırım yapmak vardı.

QIPCO’yu Türkiye’ye davet eden ise Arif ailesinin Londra merkezli Doyen Capital ve Doyen Sports şirketlerini yöneten, Tevfik Arif’in 27 yaşındaki oğlu Arif Arif’ti. Arif Efendi olarak da bilinen Arif Arif, Katarlılara Türk bakanlık yetkilileri ve iş adamlarıyla üst düzey görüşmeler ayarlayacağına dair söz vermişti.

Ancak Katarlı yetkililer özellikle bir görüşmeyi dört gözle bekliyorlardı: Doyen, onları o zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la toplantı masasına oturtabilir miydi?

Arif Arif haftalar boyunca Katarlılarla Erdoğan’ı görüştürmek için toplantı ayarlamaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Kraliyet yetkilileri başbakanla görüşme umuduyla Türkiye’ye kadar gelmiş ancak toplantının ayarlanamadığını öğrenmişlerdi.

Duruma çok sinirlendiler. Hatta ortalık o kadar gergindi ki Tevfik Arif Londra’daki hasta yatağından kalkıp durumu yatıştırmak için İstanbul’a geldiğinde Katarlılar kendisini görmeyi reddetti.

Tevfik Arif de daha sonra yazdığı mektubunda talihsizliğin nedenlerini açıklamaya çalıştı. “[Oğlum Arif’i] Başbakanla görüşmeye gittiğimde hep yanımda götürürüm. Bu sefer tek başına gidince başbakanın ofisinde çok iyi karşılamamışlar. Buna büyük ihtimalle yaşının gençliği ve benim yanında olmamam sebep oldu.”

İş adamı bunu gösteriş yapmak için yazmamıştı. O zaman 49 yaşında olan Tevfik’in dünyanın her yerinde güçlü bağlantıları vardı.

Doyen Grup’un mimarı olan Kazak-Türk aile Arifler’in bulanık işleri Football Leaks verilerinden çıktı. Doyen şirketlerinin yaptığı anlaşmalar ve yazışmalar, sızdırılan verilerin tam göbeğinde bulunuyor.

Milyonlarca e-posta, anlaşma, yazışma ve Doyen Grup’un şirket belgeleri, 90’ların başında Kazakistan’ın enerji ve doğal kaynaklar sektöründen doğan multi-milyonluk küresel bir iş ağının ayrıntılarını ortaya çıkarıyor.

Kazakistan’dan gelen ve gelirken devlet başkanları, oligarklar ve türlü mafyatik kişilere bulaşan bu sermaye, Doyen’in Avrupa, Afrika, Amerika ve Türkiye’ye açılmasını sağladı.

Arif ailesinin faaliyetlerinin merkezi Türkiye. Ailenin ülkedeki gücü, çok kişi bilmese de oldukça fazla ve Erdoğan’ın yakınındakiler de dahil olmak üzere geniş bir ağ üzerinden yürüyor.

Araştırma derinleştikçe, Football Leaks’in sadece futboldan ibaret olmadığı da ortaya çıkmış oluyor.

 

Savarona skandalı ve ortaya dökülen ilişkiler

Yıllar boyunca farkedilmeden çok büyük işlerin altına imzasını atan Arif ailesi için 2010’daki Savarona fuhuş baskını tam anlamıyla bir skandaldı.

28 Eylül 2010’da Savarona yatı jandarma tarafından basılmış ve Doğu Avrupa’dan getirilen ‘model’lerle seks partisi düzenlediği anlaşılmıştı. Tevfik Arif’in yanı sıra yatta başka iş adamları da vardı.

Savarona baskınından aylar önce konuyla ilgili ihbar alan polis, Tevfik Arif’in Türkiye’deki bağlantılarının telefonlarını dinlemeye başladı. The Black Sea’nin elde ettiği savcılık iddianamesine göre polis, Arif ve çevresindekilerin telefonlarını 2010 Mart ayında Rixos Belek’te en küçüğü 15 yaşında olan kızlarla grup seks partileri düzenlediğinde dinlemeye başlıyor. Dinlemeler Savarona’daki parti düzenlenirken de devam ediyor.

Eylül ayındaki baskında Tevfik Arif tutuklanmıştı. Türkiye’deki bir çok kişi için bu, 18 yaşından küçük kızların fuhuşa zorlandığı bir çeteyi yönetmekle suçlanan Kazak iş adamı Arif’in adını duydukları ilk olaydı.

Savcılık soruşturmanın üstüne gitmekte kararlıydı. Arif için ise bu tür bir şöhret bir hayli sıkıntı vericiydi. Baskın, Arif’in milyoner arkadaşlarını basının karşısına çıkarmıştı.

Yatta Arif’le beraber Rusya’daki Alliance Group’un başkanı Rus-Çeçen iş adamı Musa Bazhaev de vardı. Rus medyasına göre, Bazhaev’in Çeçen ailesi 90’lı yıllarda suç örgütlerinin Orta Asya’nın doğal kaynakları üzerinde söz sahibi olmak için başlattıkları mafya savaşlarının bir parçasıydı. Yatta ayrıca, ‘Kazak üçlüsü’ olarak bilinen Alexander Mashkevich, Patokh Chodiev ve Alijan İbragimov da vardı.

Bu üçlü, milyar dolarlık maden şirketi Eurasian Natural Resources Company’nin (ENRC) sahibi ve Kazakistan başkanı Nursultan Nazarbayev’le çok sıkı bağları var.

Nazarbayev'in de damadı olan kardeşi Zia'nın ölümü üzerine Alliance Group'un başına geçmiş olan Bazhaev, Savarona skandalının patlak verdiği sıralarda Mashkevich’i bir petrol anlaşması için ikna etmeye çalışıyordu. Anlaşmanın Alliance Group ve Güney Afrika başkanı Jacob Zuma’nın yeğeni Khulubuse Zuma sahip olduğu CapFox Congo şirketi arasında olması planlanıyordu.

İlginç olan, yatı kiralayan kişi olmasına rağmen Avrasya Yahudi Birliği eski başkanı Mashkevich, Türk yetkililer tarafından sorguya alınmadı. Bazhaev, Chodiev ve İbragimov da sorgudan kurtuldu.

Tevfik Arif 2011 yılında tüm suçlardan beraat ettiğinde, Doyen şirketi Arif için Bell Pottinger ve Schillings diye iki İngiliz halkla ilişkiler şirketiyle anlaştı. İmaj temizlemek işlerin yürümesi için önemliydi.

 ‘Kazak üçlüsü’ ise Arif ailesinin hem geçmiş hem de gelecek başarılarında oldukça önemli bir rol oynuyor. Aralarında 90’lı yılların komünizm sonrası Kazakistan’ına kadar uzanan 20 yıllık garip bir arkadaşlık öyküsü var. 

 

Astana'dan İstanbul'a: Arif ailesinin hikâyesi

Musa Bazhaev, Alexander Mashkevich ve Tevfik Arif (EIC.network)

Doyen’in arkasında adı medyada çok geçmeyen dört erkek kardeş var: Refik Arif, Rüstem Arif, Vakıf Arif ve asıl adı Tofic Arifov olan Tevfik Arif. İlk üç kardeş hakkında elde çok fazla bilgi yok ama kayıtlara göre Tevfik, Mayıs 1953’te Kazakistan Cambul’da doğdu ve Moskova’da bir üniversitenin uluslararası ilişkiler bölümünden mezun oldu. Arif, 70’lerin sonunda Sovyet Ticaret Bakanlığı’nda Otel Yönetimi Birimi’nden sorumlu olarak çalıştı.

Komünizmin sonu geldiğinde Sovyet devletine ait mülkler teker teker özelleşirken, Tevfik de kendini özel sektörde buldu. Savarona davası sırasında kendi geçmişini şöyle anlatmıştı: “Enerji sektöründe, kimya sektöründe ve metalurji sektöründe çalıştım. Rusya’da kömür, Kazakistan’da bakır üretiyordum. Orada kömür olmadığı için üretim de yoktu. Ben de bunun organizasyonunu yaptım.” 1991’de Bakanlık’tan emekli olduğunda Speciality Chemicals Trading Co adını verdiği kendi özel işletmesini kurdu ve “krom, özel metaller ve hammadde” ticaretine atıldı.

Çok geçmeden Tevfik’in ticaret hayatı David ve Simon Reuben kardeşlerle kesişti. Reuben kardeşler Hint asıllı ve Londra’da yaşıyorlar. Trans World Group adlı şirketleri vasıtasıyla Orta Asya’nın doğal kaynaklarının tekelleşme sürecine acımasız bir hırsla dahil oldular. Eldeki belgelere göre Tevfik, aileye Kazakistan’daki “aracı”ları olarak dahil oluyor.

Trans World 1991’de Reubenler ve Özbekistan doğumlu İsrailli oligarklar Lev ve Michael Cherney arasında yapılan işbirliği sonucu kuruldu. Şirket 80’lerin sonunda Chernoy ailesini işe alan Ukraynalı girişimci Semyon ‘Sam’ Kislin’in ithalat-ihracat firması Trans Commodities’in devamıydı.

70’lerin başında Sovyet başkan Brezhnev’in Rus Yahudiler için oluşturduğu çıkış-vizesi programı dahilinde ABD’ye göç eden Kislin ailesinin ve özellikle Sam Kislin’in adı bir çok FBI ve Amerikan gizli servis belgesinde geçiyor. Raporlara göre Kislin, New York’taki Rus Solntsevskaya mafyasına bağlıydı ve Yaponchik mafya grubunun acımasızlığıyla bilinen üyesi Vyacheslav Ivankov’la yakın ilişkileri vardı.

Trans World’u kurduktan bir kaç yıl sonra Chernoylar ve Reuben kardeşler şirketi doğal kaynaklar konusunda milyar dolarlık bir yatırım haline dönüştürdüler. Şirket çok kısa zamanda dünyanın üçüncü en büyük alüminyum satıcısı haline geldi. Daha da yükselmek için şaibeli ve pis işlere girdiler.

Büyük ihtimalle tam bu sıralarda Arif ailesinin yolu Kazak üçlüsüyle kesişti. Belçika gazetesi Le Soir’la yaptığı bir röportajda Patokh Chodiev; kendisinin, Mashkevich’in ve İbragimov’un Reubenlerle ilk 1992 baharında tanıştığını anlatmıştı. O sıralarda meşhur üçlü, Kazak hükümet yetkililerin de yardımıyla, İngiliz Virjin Adaları’nda kurdukları Kazakhstan Mineral Resources Corporation şirketi üzerinden uluslararası pazara bakır satıyordu. Bu işten milyarlar kazandılar.

Ortak çıkar fırsatı gören Kazak üçlüsü ve Reuben’ler, güçlerini birleştirmeye karar verdi. Virjin Adaları’nda aralarında KazChrome’un da olduğu bir çok şirket kurdular. 1961’de doğan Refik Arif’in 1991-1999 yılları arasında Kazak Endüstri Bakanlığı’nda üst düzey yönetici ve ‘fosfor ve demirli alaşıma yatırım yapmak isteyen yabancılar için ilk işlemleri yapan kişi’ olması Reuben ailesinin ve Kazak üçlüsünün işini daha da kolaylaştıracaktı.

Sovyetler dağıldığı sırada oligarklar arasında kapışılan devlet malları ‘gangster kapitalizmi’ adı verilen dönemi başlattı. Bu dönemde iş dünyası ve mafya çoğu zaman iç içe geçti. Yaşanan olaylar suç örgütlerinin kurulmasına yol açtı ve hatta ölümcül derecede tehlikeli bir hale geldi. 1990’ların “Alüminyum savaşları” oldukça kanlıydı. Reuben ve Chernoy gibi sanayiciler alüminyum sektöründeki rakiplerini ortadan kaldırmak için kiralık katil tutmakla suçlandılar.

Özellikle de alüminyum sektöründe yapılan anlaşmalar, aralarında Boris Berezovsky, Oleg Deripaska ve Roman Abramoviç’in de olduğu yeni nesil oligark grubunu da doğurmuş oldu.

90’ların sonunda, Sovyet malları için başlatılan savaş sokaklardan mahkeme koridorlarına taşındı. Özellikle de Londra’da görülen bu davalar, Sovyet ve Rus gizli servislerinin, üst düzey devlet yetkililerinin ve mafya üyelerinin aralarındaki anlaşmaları da gün yüzüne çıkarmış oldu. Tevfik Arif bu yıllarda, Sovyetlerin vahşi girişimcilerini ve devlet gizli servislerini bir araya getiren bu ağa üç taraftan dahil oldu: Trans World ve doğal kaynaklar, Amerika ve Batı Avrupa’daki mafya örgütleri ve bu kâr ağına hizmet etmesi için kurulan küresel finans yapıları.

Ancak görülen o ki, o zaman 40 yaşlarında olan Tevfik Arif kanlı işlere bulaşmaktan hoşlanmamış. Tevfik’in oğlu Arif yazdığı bir e-postada babasının ‘iş hayatı organize suçla karışmaya başladığında’ Kazakistan’ı terk ettiğini anlatıyor.

Tevfik Arif 1993’te Türkiye’ye taşındı ve Alset Dış Ticaret adında bir mücevher şirketi kurdu. Bir yıl içinde Türk pasaportu aldı ve Tofic Arifov olan adını Tevfik Arif olarak Türkçeleştirdi. Tevfik’in Türkiye’deki ilk yıllarıyla ilgili elde güvenilir veri bulmak pek mümkün değil. Ancak Savarona davası sırasında kendi anlattığına göre, Türkiye’de mücevher ve turizm sektörlerinde çalıştı ve kısa bir süre sonra karısı ve çocuklarıyla beraber Amerika’ya göç etti. Bu Amerika macerası, en sonunda onu Amerika’nın yeni başkanı Donald Trump’la bir araya getirecekti.

1990’ların sonunda Arif ailesi hem Türkiye’de hem de dünyada iş çevrelerinde adını duyurmaya başlamıştı. Ailenin dünyaya açılması, Kazakistan’dan gelen para kaynağı ve Kazak üçlüsüyle olan bağları sayesinde gerçekleşmişti. 90’ların ortalarında Arif ailesi, Kazakistan’ın Aktyubinsk bölgesinde bulunan Aktyubinsk Krom Kimyasalları Fabrikası’nı (ACCP) satın aldı. ACCP o dönem hâlâ Endüstri Bakanlığı’nda çalışan Refik Arif adına kayıt edildi. Fabrika, ülkede krom bazlı kimyasal üreten tek işletme. 2002 NATO Bilim Komitesi raporuna göre fabrika, bölgedeki içme suyuna zehirli atıklarını boşaltıp suyu içilmez hale getirmekten sorumlu.

ACCP’yle aynı şehirde KazChrome da bulunuyor. KazChrome, Kazak üçlüsünün Reubenlerle 90’ların başında yaptığı işbirliğinin yarattığı şirketlerden ve şu anda ENRC tarafından yönetiliyor. KazChrome bölgedeki en büyük krom madenini işletiyor ve Ariflerin gözbebeği ACCP’nin faaliyetleri için elzem olan krom cehverini şirkete tedarik ettiği düşünülüyor.

Bu karmaşık ve gizli iş dünyası Arif ailesinin önce Türkiye’ye, daha sonra Amerika’ya açılmasını; nihayetinde de Avrupa'ya ve hatta Avrupa futbol piyasasını yönetmeye el atmasını finanse etmiş oluyor.

 
comments powered by Disqus
The Black Sea by crji.org is licensed under a Creative Commons Attribution-ShareAlike 3.0 Unported License if not otherwise stated. Based on a work at theblacksea.eu. This web application is Free Software (AGPLv3+), the source code is available on GitHub and waiting for contributions.