Boğaz’a nazır: Doyen’in Türkiye şirketleri ve bağlantıları [3. Bölüm]
Zeynep Sentek , Craig Shaw / 2016-12-21
Lead

Football Leaks'ten çıkan milyonlarca belgenin merkezinde Doyen Grup ve ardındaki Kazak-Türk Arif ailesi bulunuyor. 25 yıldır sessizce büyüyen ve ilişkiler ağı mafya üyelerini, oligarkları ve hatta devlet başkanlarını kapsayan bu aileyi ve Kazakistan, Türkiye ve Amerika'daki bulanık işlerini araştırdık.

[Üçüncü Bölüm]

#FootballLeaks

Daha fazla Football Leaks haberi için tıklayın

Share this story

İllüstrasyon: Corina Dragomir

·       Doyen’in Türkiye şirketi GGK’nın Kazak yetkililere vereceği rüşvet ile ilgili konuşmalar

·       Doyen’in Türkiye’deki kömür şirketi Kamelot ve Türkiye’de vergi ödemeden offshore’a aktardığı milyonlar

·       Arif ailesini Doyen’in ardındaki isim olarak veren Bloomberg haberi ve ailenin ‘Kazaklar bizi mahvedecek’ korkusu

 

2011 yılına kadar Doyen Group adı altında faaliyet gösteren firmaların bir kısmı biliniyordu, bir kısmı ise hiç gün yüzüne çıkmamıştı. Doyen’in sahibi olarak da Arif kardeşlerden yalnızca birinin adı geçiyordu. Arif ailesinin, açıkça ya da gizli olarak, Türkiye, İngiltere ve Amerika’da işletmeleri ve şirketleri vardı. Bunun yanı sıra aile bireylerinin adlarına kayıtlı İngiliz Virjin Adaları, Kıbrıs ve Panama’da kurulu onlarca offshore şirketi bulunuyordu. Doyen’in yatırımcılar için sunduğu belgeler aile şirketinin faaliyetlerinin ‘Arif ailesi ve onların yakın iş ortaklarının ortak mülkiyet çıkarlarıyla bağlantılı’ olduğunu anlatıyor.

Baba Tevfik Arif, Savarona davası sırasında mahkemeye verdiği beyanda Türkiye’ye "15 milyar dolarlık yatırım" yaptığını söylemişti. Rakamlar ve yatırımlar bu denli yüksek olunca, 2011’deki Savarona davasından beraati sonrasında aile şirketlerinde daha az görünür bir rol oynamak istemesi kaçınılmazdı.

Doyen’in Türkiye faaliyetleri kağıt üzerinde Refik Arif, Arif Arif ve ‘kuzenler’ Polat ve Malik Ali üzerinden yürütülecekti. Pratikte ise çok az şey değişti. Asıl sermaye Curacao’da kurulu Ravana Aile Vakfı’ndan gelmeye devam ediyordu. İşler de hala Arif ailesi tarafından yürütülüyordu.

Arif Arif aile şirketinin işleyişini 2013 tarihli bir e-postada şöyle anlatıyor:

"Ailenin başı amcam Rüstem Arif. Bizim kültürümüzde ailenin başı ailenin en yaşlı üyesi olur. Rüstem, babamın [Tevfik Arif] büyük ağabeyi.  Babam kendi çapında oldukça başarılı bir girişimci (otelcilik, inşaat ve emlak alanında) olsa da, küçük kardeşi Refik Arif aile şirketinin ana karakteri. Refik’in itibarı çok kuvvetli (medyada adı hiç yer almadı, hiçbir şeyle suçlanmadı). Babam, Donald Trump gibi kişilerle çok dikkat çeken turizm ve emlak işlerine girdiği için medyada daha çok bilinen bir isim."

 

Doyen'in Türkiye bağlantılı şirketlerini gösteren şema [EIC.network]

 
Beckham, Bolt ve Becker'in imaj hakları ve Doyen Sports

Aile şirketleri yeniden yapılandırıldığında aile kendisi için yeni bir marka yarattı: Doyen Group. Bundan sonrasında ise daha ziyade hammadde, inşaat, maden ve spor yatırımlarına yüklendiler.

Bu yatırımların en bilineni Londra merkezli Doyen Sports. Doyen Sports ailenin küçük oğlu Arif Arif’in tek başına kalkıştığı ilk yatırımdı ve çok kısa sürede David Beckham, Usain Bolt ve Boris Becker gibi sporcuların imaj haklarını yönetmeye başladı.

Şirketin ilgilendiği asıl yatırım alanı ise futbol ve tartışmalı Üçüncü Şahıs Mülkiyeti’ydi (TPO).

Doyen Sports’un başarısında Arif Arif’in iş ortağı ve şirketin CEO’su Portekizli işadamı Nelio Lucas’ın payı büyük. Lucas’ın futbol yönetimi becerilerini ünlü menajer Pini Zahavi’den öğrendiği biliniyor.

Doyen Sports’un müşterileri arasında Neymar, Xavi Hernandez ve Monaco’nun starı Falcao da bulunuyor.

European Investigative Collaborations’ın araştırmaları Doyen Sports’un şaibeli ‘komisyonlar’ için offshore hesapları kullandığını ve ayrıca da Arif ailesinin Miami’deki evinde Real Madrid başkanına rüşvet olarak hayat kadınları tutup seks partisi düzenleme planlarını da ortaya çıkarmıştı.

Nelio spor dünyasına girmesi için Arif Arif’e yardım etmiş olsa da tüm bunların gerçekleşmesini sağlayan kişi Arif’in amcası Refik’ti.  Refik Arif, Londra açılacak Doyen şirketi için yeğenine 19 milyon dolar borç verdi. Yani Doyen’in yeni yatırımlarının sermayesi yine Kazakistan’ın hammadde madenlerinden geliyordu.

Londra’da lüks bir hayat sürüp milyon sterlinlik bir yatırım şirketi işletmesine rağmen kağıt üstünde Arif Arif, Doyen’den aylık sadece 1000 sterlin maaş alıyor gibi görünüyor. Arif ailesinin batı Londra’nın süper lüks Chelsea bölgesindeki Carlyle Meydanı’nda 20 milyon sterlin değerinde evleri bulunuyor.

2009’da Refik Arif tarafından satın alınan evin emlak ve veraset vergisi ödememek için ailenin bir çok dolambaçlı yola başvurduğu da sızdırılan belgelerde ortaya çıkıyor.

2014 yılında gönderilen e-postalardan anlaşıldığı üzere evin mülkiyeti İngiliz Virjin Adaları’ndaki bir şirketten Guernsey’deki bir ‘trust’ hesabına aktarılıyor. Böylece evin asıl sahibi gizlenmiş oluyor ve gerçek kişiler ev sahibi olarak görünmediği için devlet kurumlarının ev üzerinden vergi kesmesi engellenmiş oluyor.  

 

‘Rüşvet için bir tarife yok demek istiyorum’

Beşiktaş’ta boğaz manzaralı bir villa sahibi olan Arif ailesi, Türkiye’de Rixos ve Sembol yatırımlarının ötesinde genişlemeye karar veriyor.

Doyen’in Türkiye’deki işleri GGK İç ve Dış Ticaret Ltd ve TGG Construction üzerinden yürütülüyor. TGG Construction 2011 yılında kurulmuş ve Şişli’de ofisleri var. İnternet sitelerinde bir çok Sembol ve Rixos projesine dahil olduklarını belirtiyorlar. TGG’yi yöneten kişi ise daha önce Rixos’un başkan yardımcılığını yapan ve Rixos’la Sembol’un Libya faaliyetlerini yürüten Güney İkiz.

Güney’in gönderdiği e-postalar Doyen Group’un rüşvet vermek konusunda ne kadar rahat olduğunu da ortaya çıkarıyor. Kazakistan’daki Kunaev Sokak rezidans inşaatından bahsederken Tevfik ve Arif Arif’e gönderdiği bir e-postada şöyle diyor:

"Gerekli izinlerin ücretlerine gelecek olursak, sözleşmede de gördüğünüz gibi, izinlerin alınması için gereken ekstra maliyeti yazmadık.  Çünkü Ali Savcı [emlakçı] tam olarak ne kadar ödememiz gerektiğini bilmiyor. Yani rüşvet için bir tarife yok demek istiyorum ... Bu oldukça hassas bir konu. A Savcı’yla konuştuğumuz gibi, [şirket sahibi] adına ödeme yapmak istemiyor. Bize tam olarak kime ödeme yapacağımızı söyleyecek."

TGG’nin birkaç kilometre uzağında, Taksim yakınlarında GGK İç ve Dış Ticaret Ltd’nin ofisi var. GKK ilk olarak Arif ailesi İran’la gübre işine girmeye karar verdiğinde kuruluyor ancak daha sonra Doyen’in Türkiye’deki kömür, petrol, uranyum gibi diğer hammade sektörlerine girişini hazırlıyor.

Temrezli Uranyum Projesi’nde de Doyen var. Anatolia Energy şirketinin yüzde 6.5’i Doyen’in Virjin Adaları’nda kurulu Blenham Ventures şirketine ait.

2012 yılında GGK’nın başına Barclays eski bankacısı Timuçin Kaan getiriliyor. Doyen, Türkiye ofisini kurup işletmesi için Kaan’a yıllık 240 bin sterlin maaş ve 180 bin sterlin imza parası ödemeyi kabul ediyor. Kaan maaşının büyük kısmının vergiden muaf offshore hesabına gitmesini istiyor:

"Bu gönderdiğiniz sözleşmeye göre kazandığım her şey üzerinden vergi ödemem gerekecek," diye şikayet ediyor ve ekliyor: "Hatırlarsanız daha ilk günden bunun benim için sorunlu bir durum olduğunu söylemiştim. Elçin Bey’le [Tevfik Arif’in damadı] bir kaç çözüm üzerinde konuşmuştuk. Bunlardan biri aylık maaşımın 5 bin sterlinini sözleşmeye uygun olarak almam ve kalanın offshore’a ya da özel olarak bana gönderilmesiydi."

Daha sonra gönderdiği bir e-postada Kaan, Arif Arif’in asistanından ve Doyen’in Londra’daki avukatından "maaşım ve imza param için vergi açısından uygun" bir sistem kurulmasını istiyor.

Timuçin Kaan, The Black Sea’nin sorularına yanıt vermedi.

 

46 milyon dolarlık ‘hediye’

Kaan’ın GGK’nın başına geçmesinden kısa bir süre sonra şirket, Rus ve Amerikan kömürünü Türk pazarına satmak için 12.1 milyon dolara İstanbul’da faaliyet gösteren Kamelot Enerji şirketini satın alıyor. Bu para Refik Arif’in şirketi Castello Ltd ve aile vakfı Ravana’dan geliyor.

Kömürü doğrudan satın almaktansa Arifler, Panama’da kurulu şirketleri olan Doyen Natural Resources (DNR)’ı devreye sokuyor. Belgelere göre DNR, kömürü ton başına 180 dolara alıp Kamelot’a üzerine 10 dolar koyup satıyor. Doyen’in kömürü son aşamada ne kadardan sattığı bilinmiyor ancak Kamelot’un şirket kayıtları 2014 ve 2015 yılları için milyonlarca lira zarar gösteriyor.

Ama ilginç olan, Kamelot kömür alıp satmaya ve DNR’a milyonlar ödemeye devam ediyor. Bu milyonların bir kısmı Arif ailesinin diğer offshore şirketlerine aktarılıyor.

2014 yazında Doyen, DNR’ı kapatmak ve Prime Natural Resources adında yeni bir Panama şirketi kurmak istiyor. Ama karşılarına bir sorun çıkıyor. Kamelot’un DNR’dan aldığı kömür için dört milyon dolar borcu bulunuyordu. Şirket kapatılmadan önce borcu ödemek mümkün olamayacağından dolayı GGK’nın bu milyonlarla bir şekilde baş etmesi gerekiyordu. Doyen Capital’ın Londra ofisinde İş Geliştirme Müdürü olarak çalışan Amro Sinjab gönderdiği bir e-postada şöyle diyor: "Sorun şu ki, eğer Kamelot bu parayı şirkette tutarsa büyük ihtimalle Türkiye’de vergi ödemesi gerekecek."

Diğer iş anlaşmalarından da anlaşıldığı üzere Arif ailesinin vergi ödemeye pek tahammülü yok. Dolayısıyla paranın bir an önce Kamelot hesabından çıkarılması lazımdı. Doyen’in Finans Müdürü Nitesh Shah bunun üzerine parayı Arif ailesinin Guernsey şirketi Eristavi’ye aktarmayı öneriyor ama bu tür bir işlemin Panama şirketini kapatan yetkilinin aklına dolandırıcılık ihtimalini getirebileceğinden endişe ediyor. Eristavi’nin hisseleri Arif Arif’in sahibi olduğu Lomise Trust’ta duruyor ve şirket Virtus Trust vekilleri tarafından yönetiliyor.

Shah yardım almak için Luxemburg’da kurulu Maitland Group’tan vergi uzmanı Rupert Worsdale’a yazıyor: "Eristavi’ye paranın gönderilmesi ilk bakışta kolay gibi görünse de bu borcun çok uzun süre hatta belki de hiç ödenmeme ihtimali var. Borç Eristavi’nin hesabında faizsiz şekilde kalabilir ve Eristavi’ye doğrudan hediyeymiş gibi gönderilebilir. Konuyla ilgili düşüncelerini iletirsen çok seviniriz."

 

 

Worsdale yardım etmeyi kabul ediyor. Amro ve Shah arasındaki e-postalardan anlaşıldığı üzere vergi uzmanı, paranın Eristavi’ye sermaye katkısı olarak gönderilmesinin en iyi seçenek olduğunu söylüyor.

Böylece 2014 Eylül’ünde DNR’dan Arif Arif’in Lomisa’sına nakit para hediye olarak girmeye başlıyor ve milyonlar Doyen’in kara delik hesaplarında kaybolmuş oluyor. Kamelot kömür alışverişini yeni Panama şirketi Prime Natural Resources’la yapmaya devam ediyor.

DNR’dan Lomisa’ya sadece Kamelot’tan gelen para girmiyor. Virtus Trust’a gönderilen bir mektupta DNR’ın "Lomisa Trust’a 41 milyon dolar hediye olarak gönderdiği’ ve böylece toplam gönderilen rakamın ‘46.1 milyon dolara çıktığını" yazıyor.

Kömürden gelen para gibi, bu para da Eristavi’nin sermayesini artırmak için kullanılıyor.

Aynı zamanlarda gönderilen e-postalar Arifler’in Panama şirketlerini neden kapatmak istediğini ortaya çıkarıyor. DNR, Doyen’in hem Türkiye’deki kömür faaliyetleri hem de şirketler grubunun diğer "kömür, demir cevheri, elektrik, doğalgaz, petrol, uranyum, gübre" faaliyetleri için kullanılıyordu.

2012 yılında Arifler, daha önceki bölümlerde bahsedilen Kazak üçlüsünün Eurasian Natural Resources Company (ENRC)’siyle beraber Zamin Ferrous şirketine yatırım yaptılar. Zamin, Pramod Agarwal tarafından yönetiliyor ve Brezilya’da demir cevheri çıkartıyor. 2015 yılında şirketler birbirine giriyor ve Doyen’in 50 milyon dolarlık yatırımıyla ilgili anlaşmazlıkların da su yüzüne çıktığı uzun bir kanuni süreç başlıyor.

 

Doyen kapatılıyor, Doyen açılıyor

Panama bankalarının kötü itibarı ve İngiltere’de vergi ödeme ihtimallerini de hesaba katınca, DNR’ın kapatılması 2014 yılında Doyen için en önemli iş haline geliyor.

Gönderilen e-postalarda şöyle deniyor: "DNR’ı en kısa zamanda kapatmalıyız ki İngiltere’de vergi ödemek zorunda kalmayalım. Çünkü Zamin’le ilgili olan sözleşmeler Londra ofisinde yapıldı."

Başka bir sebep de büyük ihtimalle bir sene önce yayınlanan bir Bloomberg haberiydi. 2 Temmuz 2013’te Bloomberg’de Doyen Sports’un ardındaki isim olarak ‘Kazak bir aile’yi anlatan bir haber çıktı. Haber hem Tevfik Arif’ten hem de Savarona skandalından bahsediyordu.

Haberden bir gün sonra Arif Arif, İngiltere merkezli halkla ilişkiler üzerinde uzmanlaşmış hukuk bürosu Schillings’in çalışanı Rod Christie-Miller’a bir e-posta gönderdi:

"Biz şöhret sevmiyoruz Rod ve haberde yat olayından bahsediyorlar. Ne yapılabilir bilmiyorum. Bana sorarsan bu pozitif bir haber değil ve şirketi hiçbir şekilde iyi göstermiyor. Bence geçmiş olayları hatırlatarak şirketi daha da kötü gösteriyor. Üçüncü şahıs mülkiyeti konusunu [bu gazeteci] gibi hayvanlar kötü gözle görüyor çünkü işi anlamıyorlar, kimse de oturup anlatmıyor."   

Haberin içeriği aile ve şirket hakkında çok fazla bilgi vermiyordu ama Arif soyadının anılması bile aileyi deliye döndürmeye yetmişti. İngiltere’deki Doyen şirketini kapattılar ve Doyen Meten adı altında Dubai’ye taşıdılar. En azından kağıt üzerinde. Doyen’in Londra ofisini ziyaret eden gazeteciler şirket isminin hâlâ binada yazılı olduğunu gördüler. 

Birbirlerine gönderdikleri mesajlarda, Arif ailesinin göz önünde olmak istememe sebeplerinden birinin de Mashkevich ve diğer ‘aile dostları’yla aralarını bozmamak olduğu anlaşılıyor. Savarona skandalından sonra Tevfik Arif ve Kazak iş ortaklarının arası iyice açılmış gibi görünüyor. Kardeşi Ayla’ya gönderdiği mesajda Arif Arif, "Mashkevich bizle hiç bir bağı olsun istemedi. Kendi kıçını kurtarmak için tüm suçu babama attı," diyor. Ayla şöyle cevap veriyor: "Ama bir yandan da babamın işlerini korumasına yardımcı oluyor."

"O konuda iyi bir arkadaş, babamın başarılı olduğunu görmek istiyor ama kendisinden daha başarılı olsun istemiyor," diye cevap veriyor Arif. 

Aylarca aralarını düzeltmeye çalıştıktan sonra Tevfik Arif ve Mashkevich, Bloomberg haberiyle kendilerini yine medya karşısında buluyorlar.

Arif Arif ortağı Nelio Lucas’a yazıyor: "Yat olayını, başbakanla [Erdoğan] olan ilişkisini, her şeyi yazmışlar...  Doyen markası artık öldü. Kendimi ve işleri bu isimden uzaklaştırmam lazım... Avukatlar bana ‘Baban şirketin ana destekçisi olarak bilindiği için Doyen adı zehirli’ dedi."

Nelio ise Arif’i yatıştırmak için Bloomberg haberinin çok da korkunç olmadığını anlatmaya çalışıyor. Arif ise Nelio’yu işlerin nasıl yürüdüğünü anlamamakla suçluyor:

"En önemlisi Kazakistan meselesi. Bu haberlerin çıkmasına izin veremeyiz yoksa çok büyük sorunlarla karşılaşırız."

"Bana bu meseleyi açıklaman lazım," diye cevap veriyor Nelio.

Arif bunun üstüne daha da sinirleniyor: "Artık bunu kafana sok, durum hiç de komik değil. Kazakistan’dakiler bizi mahvedecek. Eğer işlerimiz, şirketlerimiz ve üst düzey ilişkilerimiz ortaya çıkarsa biteriz."

Arifler’in ne pahasına olursa olsun korumaya çalıştığı ‘üst düzey’ ilişkiler arasında Türk hükümetine yakın bazı iş adamları da var.

 
 

 

comments powered by Disqus
The Black Sea by crji.org is licensed under a Creative Commons Attribution-ShareAlike 3.0 Unported License if not otherwise stated. Based on a work at theblacksea.eu. This web application is Free Software (AGPLv3+), the source code is available on GitHub and waiting for contributions.